Bas Sayfa Yazilar aktarma YANLIŞ BAŞLAYAN ÖNERMEDEN DOĞRULARA ULAŞILAMAZ

YANLIŞ BAŞLAYAN ÖNERMEDEN DOĞRULARA ULAŞILAMAZ

Bir konu ile ilgili çalışma/araştırma başlatırken ya da bir söylem geliştirirken yanlış bir önerme ile başlarsanız; daha başından yanlışa düşmüş olursunuz. Yanlış bir önermeden de doğru sonuçlara ulaşabilme olasılığınız mümkün olmaz.

1992 yazında Dersim (Désım)-Ovacık (Pulur)- Yeşilyazı (Zeranıgé) köyünde yaptığım monografik çalışmada, yöre insanının kendi kimliğini nasıl tanımladığını anlamak amaçlı ankete koymuş olduğumuz (danışman hocamla birlikte) bir soru vardı. Bu soru anketin içinde iki farklı yerde iki farklı dilde soruluyordu. Anketin başlarında “Komşularınızı nasıl adlandırırsınız?”

sorusunun ardından,  “Sen kimsin? Siz kendinizi ne diye ifade edersiniz?”, anketin sonlarına doğru “Cirane sıma kame? Sıma ine çıton name kené?” sorusunun ardından, “Tı kama? Sıma xo re sevané?” biçimindeydi. Anket uygulaması esnasında açıklayıcı olması babında, Fransa’da yaşayanlara Fransız, İngiltere’de yaşayanlara İngiliz dendiğini söyleyerek açıklamalarda bulunduğum da oluyordu.

Alan çalışmamda bu soru anlamında anket sonucuna gelirsek. 1992 yılının yaz ayları olduğunu tekrar hatırlatmam gerekiyor. 40’lı yaşların üzeri ile 40’lı yaşların altı, söz konusu sorunun Zazacasına aynı karşılığı (ez Kırmancu) derken, sorunun Türkçe karşılığında neredeyse kalın bir çizgi ile birbirinden ayrılmaktaydı. 40’lı yaş altının çoğunluğu “ben Kürdüm” derken, 40’lı yaş üzerinin çoğunluğu “Ben Aleviyim” demekteydi.
Bunu anlamlandırabilmek için;
1.     Ümmet ve millet kavramlarına,
2.     Toplumdaki milletleşme sürecine,
3.     Kendini aynı toplumdan varsayan halkın değişik yörelerde kendini adlandırma biçimlerine,
Ve;
4.     Öğrenilmiş bilginin ne olduğuna bakmak gerekir.
 
Söz konusu çalışmayı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Anabilim dalında, 1992 Aralık ayında sundum. Sunumu yaptığım günlerde tesadüfen Zeranıgé Köyü yaşlılarından Hasan Ateş’te İstanbul’a gelmişti. Yeğeni, Süleyman Ateş’ten Hasan Amca’yı sunumu yapacağım gün üniversiteye getirmesi ricasında bulundum. Sunum günü Süleyman ile Hasan Amca da fakültedeydiler. Sunumum sonrası, bölüm hocaları Hasan Amca ile konu üzerine uzun söyleşi yapma fırsatı bulmuş oldular. O gün orada bulunanlar da tanıktır. Hasan Amca’ya “Sen kimsin?” sorusunu değişik biçimlerde sormalarına rağmen “Kürdüm” cevabı alamadılar. Her defasında Hasan Amca “Ben Aleviyim” dedi. Ne kadar, din ve millet anlamında açıklamalarda bulundularsa da Hasan Amca’ ya “Kürdüm” dedirtemediler. Ama, yeğeni Süleyman’ın “Dedo, yane vane tı kama? Tı Hermeniya, Tı Tırka, Tı Ruma… Tı çıka?” açıklamasında, hiddetlenerek Zazaca “ma Kırmancim bıra” demişti. Soruyu bu kez ben Süleyman’ın sorduğu biçimde Türkçeleştirerek sorunca, Hasan Amca tekrar “Biz Aleviyiz” diye cevapladı.
1970’li yıllarda Güneyde aynı soruyu orta yaş üzeri Sünni bir Kürde sorduğumuzda daha fenasıyla karşılaşırdık. Çünkü, Türkçe sorulana da Kürtçe sorulana da “Ez mıslımanım - Ben müslümanım” olurdu cevabı. O dönemlerde akademik bir eğitimimiz olmadığından olsa gerek (Cevapları sorgulama/irdeleme gereği duymadan) bu yanıtlar bizleri ziyadesiyle kızdırırdı.
Toplumlar milletleşmeden önce kendilerini dinsel ögelerle tanımlarlar. Ne zamanki milli bilinç oluşumu başladı o vakit kendilerine milli bir kimlik biçerler. Eğer bir yerde bir kimse kimliği ile alakalı dinsel terminolojiye başvuruyorsa, o kişide ulusal bilinç oluşmamış ya da ideolojik davranıyor demektir. Bu kimse, köylü bir kimseyse; ideolojik bir kaygısı yoksa ya milli bilinç gelişmemiş ya da başkalarıyla kendinin karıştırılmasından; kendinin yanlış anlaşılması kaygısından hareketle böyle davranıyor, denebilir.
İç Dersimliler kendilerine “Kırmanc”, Dersim halkıyla aynı olduklarını söyleyen Koçgirililer ile Mazgirtten göçüp Aradahan’a yerleşmiş olanlar kendilerine “Zaza”, Vartolulular “Şare ma”, demekteler. Yine Siverekliler; “Dımıli”, Palu-Çevlig ve Piranlılar kendilerine “Zaza” derler. Yani, bir halk, farklı yörelerde kendini farklı adlandırabilir. Aynı şekilde bu halkı, komşuları da farklı adlarla adlandırabilir. Daha düne kadar Mazgirtli arkadaşlarımız hemen yanı başındaki Dersimli Kızılbaş Zazalara “Dersımıc”, konuştukları dile de “Dımıli” derlerdi.
Öğrenilmiş bilgi ise, okullarda ya da çevrelerinde başkalarından edinilen doğru/yanlış bilgilenmelerdir. 1800’lü yıllar Avrupasında “Doğu Sorunu” dendiğinde “Türk Sorunu” anlaşılırdı. Nerdeyse, tüm doğu, “Türk” olarak adlandırılırdı. Doğu tarafında da, Anadolu da dahil olmak üzere, Anadolu ve Batısı “Rum”du. Günümüz Anadolusunda, Batı illerindeki halka göre Malatya’dan doğusu Kürdüyle, Arabıyla, Türküyle, Zazasıyla, Süryanisiyle “Kürt”tür.
Söz konusu çalışmanın yapıldığı alanda, anketörler komşu halkları “Tırk- Erab- Urıs- Rum- Hermeni ve Khurr” olarak adlandırmışlardı. Kendilerini ise;  40’lı yaş üzerindeki insanların çoğunluğu “Ben Aleviyim” biçiminde adlandırmaktaydı. Bu tanımlamanın sebebi, kısmen dinsel düşünme kaynaklı olsa da kısmen de Kürtlerle (Khurr) karıştırılma kaygısından kaynaklanmaktaydı. Çünkü, soruya alınan cevap ardından “Peki amca, siz Kürt değil misiniz” sorusuna cevap ezici çoğunlukta, “Olur mu? Kürt Diyarbakırlılara denir? Biz Kürt değiliz” olmuştur. Yani, kendini komşu halkla karıştırma gibi bir kaygılarının olduğu gözlenmekteydi. “Peki, Zaza kime diyorlar?” sorumuza; “Onlar Şafi, biz Aleviyiz. Zaza Palululara derler” biçimindeydi. Palulular şafiydi. Alevi olan kendilerinin şafi olarak da algılanmamaları gerekiyordu. Dinsel öge burada belirgin bir biçimde ortaya çıkıyordu.
Bu soruya yaşlılar böyle cevap verirken, “Zazalar kimdir?” sorusuna, gençler; “onlar da “Kürttür“ biçiminde cevaplar vermekteydiler. 40’lı yaş altı katılımcının büyük çoğunluğu kendini, Zazaca “Ez Kırmancu”, Türkçe de “Ben Kürdüm” biçiminde ifade etmekteydi. Görülen o ki, genç kuşak öğrenilmiş bilgi ile hareket etmekteydi. İki kuşak arasındaki fark net olarak ortada durmaktaydı. Aynı genç kuşağa bugün anket uygulayacak olsanız, en az yarısı kendini “Zaza” olarak tanımlayacaktır.
Geçen gün, Tuncelinin Sesi internet sayfasında “Munzur Çem” adlı yazarın astığı yazı, kısaca da olsa burada söylemeye çalıştığımız argümanlardan uzak, sakat bir önerme ile “ Kırmanclar (Zazalar) Kürt milliyetçiliğinden önce de kürttüler!” biçiminde formüle ediliyor. Bilinmesi gerekir ki; milliyetçilik milletleşme ile başlar. Milliyetçiler milli bilincin toplumda yaygınlaşma misyonunu üstlenirler. Yani, Kürt milli bilinci gelişmezden önce Kürtler bile “Kürt” değildi! Müslümandılar. Osmanlının deyimi ile de “Ekrad” idiler. Arap ve Osmanlı arşivlerinde aşiretlerden söz edilirken “Ekrad” sözü ile karşılaşırsınız ki; bu söz Kürtler anlamındadır. Öyle iddia edildiği gibi Osmanlı, Kürt sözcüğünü pek kullanmaz. Kimi yazar ve çizerler söz edebilir, ancak resmi belgelerde Osmanlı Türkler için “Etrak”, Kürtler için “Ekrad” sözcüğünü kullanmaktadır.
Sayın Munzur Çem’in, Zazaca makaleler yazan, araştırmalar yapan, arşiv derleyen, roman ve öyküler yazan bir kimse olduğu inkar edilemez. Bu bilgi ne kadar gerçekse, sayın Munzur Çem’in bir Sosyal Bilimci olmadığı ve olaylara/olgulara bir akademisyen gözüyle bakamadığı da bir o kadar gerçektir. Yine, Yaşar Kemal ya da Orhan Pamuk’un iyi birer Türk romancısı oldukları ve Türkçeyi gayet etkin ve güzel kullandıkları ne kadar doğruysa, onların bir dilbilimci ya da sosyal bilimci olmadıkları da o kadar doğrudur.
Ayrıca, dil bilimciler der ki, birbirine benzeyen dillerin bir mi ayrı mı olduğu ortak olan kelimelerden yola çıkılarak açıklanamaz. O dillerin bir mi ayrı mı olduğu, gramer yapıları ile ses bilgilerinden hareketle söylenebilir. Aksi halde, Almanca ile İngilizce’ye tek dil dememiz gerekir. Türkçe’deki sözcük benzerliğinden hareketle, Türkçe için Yunanca mı, Farsça mı yoksa Arapça mı demek lazım? Veya, Romans dillerinin tümünü ya da Slav dillerinin tümünü tek dil sayabilir miyiz?
Kimileri kelime benzerliğinden hareketle Zazaca ile Kurmanci’nin tek dil olduğunu söyler. Ve devamla da hiçbir bilim insanının bu iki dilin farklı iki dil olduğunu söylemediğini iddia ederler. Bu iki dilin akraba (İrani) diller olduğunu ama aynı zamanda iki farklı dil olduğunu söyleyen dil bilimcilerden bihaber olmak iyi niyetten olmasa gerek. Prof.Dr. Jost Gippert, Prof. Dr. Ernst Kausen, Dr. Terry Lynn Todd, Oscar Mann, Peter Lerch, Frederich Müler, Albert van la Cok, W.B. Henning, D.N. MacKenzie, C.M.Jacobson bunlardan bazılarıdır.
1900’lü yılların başlarında Türk milliyetçiliği gelişip yayılırken Türk olmayan bir kısım aydınlar Türk milliyetçiliğinin esaslarını nasıl ki yazdılar; günümüzde de Kürt milliyetçiliğinin gelişip yaygınlaşmasıyla birlikte Kürt olmayan bir kısım aydınların Kürtçülüğün esaslarını yazma gayretleri bizleri şaşırtmamalıdır.

Yorumlar  

 
0 #1 Tahsin 25-04-2012 17:43
zaza dili belki bir dünya değil ama kesinlikle bir kürt lehçeside değildir biz zazalar irandan gelmeyiz mezopotamya ile hiç bir bağımız yoktur meşe ağacı ve murat fırat havzalarında yerleşik olarak yaşarız ormanın olduğu yerlerde atalarımız ve biz yaşamaktayız ormanın olmadığı hiç bir yerde zazalarla ilgi en ufak bir tarihle karşılayamazsın ız
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile