Bas Sayfa Yazilar Hakki Cimen SOĞUTMA TAKTİKLERİ

SOĞUTMA TAKTİKLERİ


Derler ki, bir deli bir taşı suya atmış, yedi akıllı uğraşmış uğraşmış çıkaramamış. Aslında taşı atan hesaplı iş yapmış. Çünkü hiçte deli değilmiş ve ulaşmak istediği bir hedefi varmış. Doğrusu hedefine varmak için öyle bir iş yapmış ki, oradakilerin aklı bu işe ermemiş. Aklı ermeyen cemaat, kuyruğu dik tutmak için adamı deli ilan etmiş. Sözde yedi akıllıyı sırılsıklam ıslatan adam (adamlar) da, hep pervazsız deli havasına kaptırmış kendini. Delilerin attığı taşların o sularda durup, durmadığını bilen yok. Ancak yaşlı cemaat, yeni yetme olan cemaate hadiseyi habire anlatmış ve ondan sonra göçmüş. Odur budur köye, okula, yaylaya, tarlaya, kışlaya, kasabaya, Hanya´ya, Konya´ya gidip gelenlerin, bu suların kıyısından geçerken hep aklı karışıyor.

Doğrusu, soğuk savaş masallarının hedefi sahipsiz zayıf akılları karıştırmaktır.

Son yüzyılda devlet, zorla tek dil ve tek millet yaratmak için, yüzlerce yıldan beri Anadolu´da yaşayan halkları dili ve kültürüyle öldürmeyi hedefledi. Bu işi gerçekleştirmek için soykırımlar yaptı. Aynı devlet Dêsım´de (Dersim) asker, polis ve ajan olarak çalıştırdığı memurlarıyla, özellikle Zaza Alevi halkı takip etti. Dêsım´i, Zaza halkın ilişkisinin olmadığı bir savaşın alanı haline soktu. Bilinçli olarak gece teröristle, gündüz asker ve polis baskısıyla Dêsım boşaltıldı. 1981 asker darbesi, Zaza Alevilere 2.ci 1938´i yaşattı. Evliyalar diyarı tarumar oldu. Hayatta kalanlar çil yavrusu gibi Batı Anadolu ve Dünyaya dağıldılar. 

Bu saydıklarım devletin kanunları, askeri, polisi ve memuruyla yaptıklarıdır. Bir de kanun, asker ve polisle yapılmayanlar var: Kaynağı belli olmayan düşmanca ağız propagandaları. Bu tür propagandalar soğuk savaş taktikleri olarak da adlandırılır.

Aşağıda Zaza halka karşı bilinçlice üretilmiş birkaç tanesine değineceğim. 

1. ALLAH VE ZAZACA

Çevremde konuşulanları anlamaya başladığımda, tahminen 1966/70´li yıllardı. Zazaca ve Türkçe, okula gitme ilikişi içerisinde konuşulunca, Zazalardan askere gidip gelenler, ebeler, hemşireler, tahsildarlar ve öğretmenler, gelişigüzel şöyle söylerlerdi: „Allah, Zazaca´yı eşeğe vermiş, eşek dahi bu dili kabul etmemiş.” 

Korkunç! Bugün dahi bu sözü hatırlayınca, tüylerim diken diken oluyor.

O günün şartlarında hiç kimse çıkıp, „Dil bir halkın ayidiyetinin ve kültürünün ve dolayısıyla bir halkın var olmasının ya da yok olmasının anahtarıdır. Bir halkın dili öldüğünde, o halkta ölür. Bu Zaza halkına karşı düşmanca bir propagandadır. Bu söz deli saçması, v.s.” diyememiş.

Çünkü Dêsim´de (Dersim) bunu diyebilme kudretine sahip olup milli bilince ermiş kesim 1937 ve kitlesel olarak 1938 de katl edilmiştir.

1938 Dêsim Zaza Alevi Soykırımı esnasında dağda, mağarada, ağaç kovuğunda kurtulabilenler, yaşlı, hasta, coçuk ve hamile kadınların nasıl kurşuna dizildiklerini ve süngülendiklerini; genç kız ve gelinlerin nasıl ırzına geçildiğini ve bunların nasıl intihar ettiklerini; ganimetçi zihniyetin nasıl ölüleri ve evleri soyduklarını ve arkasından evleri nasıl ateşe verdiklerini; dede, nine, anne, baba, kardeş, akraba ve köylülerinin günlerce yaz sıcağında kurtlanıp kokan cesetlerinin kurtlar ve hatta köpekler tarafından nasıl parçalandığını; devlet tarafından hayvanları ve yiyecekleri çalınan sahipsiz Zaza Alevi halkın nasıl bir açlık ve sefilliği yaşadığını, görüp yaşamak zorunda kaldılar.

2. ATATÜRK ALEVİ(!)

Dêsım Zaza Alevi Soykırımının Atatürk´ün emriyle yapıldığına dair başta İhsan Sabri Çağlayangil ve Celal Bayar olmak üzere binlerce tanık ve bir çok yazılı belgenin mevcut olmasına rağmen; „Atatürk Alevidir. O olmasaydı Dêsim’de hiç bir insan katliamdan sağ kurtulamazdı.”, propagandası da devlet tarafindan kısa bir süre önceye kadar Dêsımli Zaza Alevilerin ağzından yaptırıldı.

Çünkü son 70 yıl boyunca Zaza Aleviler, devlet tarafından sistematik, sıkı bir takibe alınıp aşağılandı. Bu durumda Türkiye halkları (Türk Aleviler de dahil) devletin bu tutumuna karşı duracağına, Dêsim Zaza kökenlileri ipsiz sapsız, dinsiz imansız (kızılbaş) görüp dıştalama eğilimi gösterdiler.

Çünkü 19. yüzyılda Amerika, Afrika, Avrasya´da Zencilerin ve Kızılderilierin, Avusturalya´nın yerli halkı olan Aborjinlerin Beyazlar tarafından gördüğü muameleyi, Türkiye´de yerli bir halk olan Zaza Aleviler gördü.

Çünkü Dêsim (Dersim) ve ilçelerindeki devlet memurları, onbaşı ve çavuşları, Dêsim´in yerli halkını biribirine karşı kullanarak zulüm estirdiler. Hem bibirine kışkırttılar ve hem de rüşvet alarak halkı soydular.

Devlet, Zaza Ayidiyetini ve Zaza Dili´ni kesin öldürmek için çalıştı. Bu durumda devletin (memurun, asker ve polisin, ajanın ) hışmından kurtulmak için Zaza Alevi halktan bazıları, çaresizlik içerisinde kendi intiharı kalitesindeki propgandaları yaptılar.

3. AĞLERÊ DÊSIMİ

Başta dönemin Cumhuriyet Gazetesi ve diğer birçok Pantürkist yayın, 1937/38 de kesilenlerden özellikle Dêsim ileri gelenlerini (Ağlerê Dêsim) eşkiya, ilkel (asosyal), haydut, namusuz, dinsiz imansız, hırsız, sömürgen, çapulcu, gerici, v.b. olarak propaganda etmiştir. Devlet dev imkanlarını seferber ederek tüm bu iftira ve savsatalarıyla Anadolu ve dünya kamuoyunu aldatmıştır. Ülkemizde devletin bu propagandalarını sadece sağcı ve dinci kesim desteklememiş; başta dönemin TKP´si olmak üzere Türkiye´nin tüm solcu ve demokrat örgütleri (işçi sendikaları da dahil), yazar ve çizerleri, 1938 Dêsim Zaza Alevi Soykırımının yapılmasını doğru ve haklı göstermeye çalışmışlardır. 

4. ŞEYH SAİT VE SEY RIZA

Nasıl ki bir kedi kaçamayacak kadar hırpaladığı bir fareyle istediği gibi oynayabiliyorsa, devlet de düşürüp sahipsiz hale soktuğu Zaza halkının tüm değerleriyle (itibar, dil, inanç, kültür v.d.) oynamıştır.

1925 Çewlıg-Piran Hadisesinden önce Sunni Zaza lideri Şeyh Said´in olası savaşta Alevi Zaza lideri Sey Rıza´dan destek almak için Dêsim´e geldiğini; Sey Rıza´nın misafirlerini, kurban keserek ağarlamak istediğini; misafirlerin, „Kızılbaş´ın kestiği yenmez.” demek isteyerek hizmeti kendi elleriyle yaptıklarını; ertesi sabah destek konusunda söz verme gündeme geldiğinde Sey Rıza´nın, „Dokunduğumuzu haram sayıp yemeyen kardeşe güvenilmez.”, dediğini ve destek vermediğini ben de duydum.

Bu işi kaynağına en yakın araştırmak için Sey Rıza´nın torununun oğlu olan sevgili Rüstem Polat´a 1995 yılında Almanya/Lingen´de birkaç defa misafir oldum. Teyibi açtım. O konuştu. Bu konuşmaları kendi imkanlarımla „Tornê Sey Rızay Qesey Keno / Sey Rıza´nın Torunu Konuşuyor” adı altında kitap olarak yayınladım. Bu kitapta sormuş olduğum röpörtaj sorularından biri de Şeyh Said´in, Sey Rıza´yla bu sözde görüşmesine dairdir. Sözde diyorum çünkü bu masal devletin, Sunni ve Alevi Zazaların birleşmesini engellemek amacıyla ustaca hazırlatıp, düşürdüğü Zaza Alevilere söylettiği bir propagandadan başka birşey değildir. Eğer öyle değildir diyen varsa, devletin arşivlerine baş vursun. Devlet, o dönemde sıkı takip ettiği bu iki liderin eğer görüşmeleri olmuşsa, mutlaka kayıt altına almıştır.

5. DERSİM´DEN ÇEWLIG´A

Mamekiye (Tunceli il merkezi) ile Çewlıg (Bingöl) ilinin doğrudan karayolu veya demiryolu bağlantısı yoktur. Qısle (Nazımiye) veya Mazgerd (Mazgirt) üzerinden Bingöl´e mevcut köy yolları askeri araçlar için tasarlandığından akıcı bir tarfiğin işlemesine birçok noktada elverişsiz ve sadece yazın birkaç aylığına kullanılabilir durumda. 

Bugün de Mamekiye´den Çewlıg´a (Bingöl) gitmek isteyen bir yolcu, önce Mamekiye´den Kovancılar´a, sonra Kovancılar´dan Çewlıg arabalarına binmek zorundadır. Googel´in hesabına göre Mamekiye (Tunceli), Kovancılar´a 73 km.; Kovancılar, Çewlıg´a (Bingöl) 74 km. olmak üzere toplam 147 km. dir.

Mamekiye (Tunceli), Depe (Karakoçan) üzerinden işler bir yolla Çewlıg´a bağlanmış olsaydı, bu yol yaklaşık 1/3 kadar kısalırdı. 

Cumhuriyet döneminde Mamekiye´den Çewlıg´a gidip gelmek çok zor ve çok zaman aldığından Dêsım Zazaları, Pazar olarak ya Elazığ´ı ya da Erzincan´ı kullanmak zorunda kalmıştır. Bingöl ve Dêsım birbiriyle ticaret yapamamış; ekonominin yanı sıra ruhsal, siyasal ve kültürel ilişkileri gelişmemiştir. İş böyle olunca, „Devlet neden Zazaların % 80 dolayında çoğunluk oluşturduğu bu iki ili, kara ya da demir yoluyla birbirine bağlamamış?”, sorusu hemen akla geliyor.

Doğrusu devlet, Zazaları türkleştirmek için işi asla tesadüfe bırakmamış. Tersine tüm kurum ve imkanlarıyla Sunni ve Alevi Zazaları birbirinden uzaklaştırmak için sistematik (planlı ve proğramlı) çalışmıştır. Dêsım merkezi olan Mamekiye (Tunceli) ile Çewlıg´ın (Bingöl) işler direk bir yolla biribirine bağlanmamış olması da bu zihniyetin işlediğine işaret ediyor.

Alevisi ve Sunnisiyle Zazaların geçmişi analiz edip yargılamalarının zamanıdır. Sunni ve Alevi Zaza cemaatleri, iğneyi sadece itikati biraz farklı olan kardeşlerine batırmadan önce kendilerine batırmalıdırlar. Yani kusurların dökümanını yaparken kendinden başlamalıdırlar. Böyle davranmaları ciddi ve kalıcı bir diyalogun başlangıcı olabilir. Zazaların cahiliye dönemi ancak böyle aydınlanabilir. Zaza halkı ancak böyle demokratik haklarına kavuşabilir. UNESCO tarafından kaybolma tehdidi altındaki diller arasında listelen Zaza Dili, ancak Zaza Sunni ve Zaza Alevilerin ruhsal bütünlük oluşturarak sosyal ve siyasal alanlarda beraber çalışmalalarıyla gelişip kurtulabilir. 

Anadolu ve Dünya insanlarının yeni yılı hayırlı uğurlu olsun.


HAKKI ÇİMEN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile