Bas Sayfa
Forum
Forum
|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
|
BAŞLIK: DERSİM FACİASI
DERSİM FACİASI 22 Oca 2012 00:35 #147
|
İslami Bilgi Paylaşım Platformu Forum
Güncel Olaylara Bakış DERSİM FACİASI (Aktari) ______________________________________________________________ Cafer Solgun: Atatürk'ün fotoğrafı cemevlerinden kalkacak “Alevilerin Kemalizmle İmtihanı” kitabının yazarı Cafer Solgun, "Cemevi bizim ibadethanemiz, politik bir figür olan Mustafa Kemal’in resmi oradan kalkacak" dedi. Solgun, Taraf gazetesinden Neşe Düzel'in sorularını yanıtladı. İşte o söyleşi: Yıllarca büyük bir sır gibi saklanan Dersim katliamı birdenbire gündeme geldi ve Başbakan devlet adına özür diledi. Dersimliler ve genelde Aleviler Başbakan’ın özrünü nasıl karşıladı? Şaşkınlıkla karşıladılar. CHP grup toplantısındaki konuşmasında, “Başbakansın. Arşivler elinde, bunları açıkla. Özür dilemek gerekiyorsa, sen özür dile” diyen Kılıçdaroğlu’na, Başbakan’ın, “Ben niye diye özür dileyecekmişim. O dönemde tek parti iktidarı sendin. Üstelik Dersimlisin. CHP adına sen özür dile” diye cevap vermesi ve Dersim’in siyasi polemik konusu olmaya devam etmesi bekleniyordu. Açıkçası bu özrü kimse beklemiyordu. Hükümetin Alevi açılımı için düzenlediği çalıştaylarda, Aleviler, bir açılımın yapılabilmesi için devletin Alevilerden özür dilemesini ilk şart olarak önermişlerdi bildiğim kadarıyla. Alevi açılımı gerçekten başladı mı bu durumda? Kesinlikle doğru gözlemlemişsiniz. Yıllardan beri bizim birinci talebimiz; “devlet özür dilemeli” olmuştu. Çünkü Alevi meselesinin geçmişinde devletin ya da devlet kökenli çetelerin organize ettiği çok acı ve çok kanlı hatıralar var. Bu yüzden de Alevilerin, Dersim, Maraş, Çorum ve Madımak katliamlarıyla ilgili devletten bir özür talebi var. Çünkü biliyorlar ki, bu mesele, “devlet yanlış yapmaz” diyenlerle tartışılamaz. Bu mesele ancak özür dilendikten sonra tartışılabilir. Aleviler, bu özürle birlikte bütün bu olayların dosyalarının yüzleşme bağlamında yeniden açılmasını istiyorlar. Şimdi Dersim özrüyle birlikte, Alevi açılımından çok daha derin ve kapsamlı bir süreç başladı. [Resimleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayınız]Atatürk’ün resmi kalkacak Tam olarak nasıl bir süreç başladı? Dersim 1938 katliamı Alevi meselesinin önemli unsurlarından biridir ama aynı zamanda Kürt meselesiyle de yakından ilişkilidir. Dersim’i tartışırken biz sadece katliamı değil artık resmî ideolojiyi de tartışıyoruz. Çünkü Dersim 38’e yol açan nedenler var ve bunları konuşuyoruz. Dersim katliamını hazırlayan nedenler nedir? 1924 Anayasası’ndan itibaren Türkiye’nin, Türk etnik temeline dayalı bir ulus-devlet olarak inşa edilmesine karar verildi. Alevilerin varlığı bilinmesine rağmen, Türkiye’deki bütün Müslüman halkların Türkleştirilmelerine ve Sünnileştirilmelerine karar verildi. 1930’larda bu dayatma daha da ucubeleşti, herkesin Kemalist olması istendi. Türkiye toplumuna dayatılan bu modernite projesinde Dersim’in ve Dersimlinin yeri yoktu. Çünkü Dersim etnik olarak Kürt’tü ve üstüne üstlük de Alevi’ydi. O yüzden Dersim çıbanbaşı olarak isimlendirildi ve ezildi. Peki, bu özür Alevilerin AKP ile ilgili kuşkularını ya da rahatsızlıklarını yatıştırmaya yardımcı oldu mu? Bunu, bugün için söylemek mümkün değil. Çünkü Alevi toplumunun büyük çoğunluğunda Ak Parti ile ilgili giderilmesi kolay olmayan bir tedirginlik var. Ak Parti kendine muhafazakâr-demokrat dese de Aleviler onu Sünni dindarların hassasiyetlerini destekleyen ılımlı İslamcı bir parti olarak görüyor. Milli Görüş geleneğinden geldiğini unutmuyor. Kılıçdaroğlu’nun net bir tavır alamaması Dersimlileri utandırdı mı? CHP’li olmayan Alevileri utandırdı ama CHP’li Aleviler utanmamak için şimdi yeni argümanlar icat ederek kendi kendilerini ikna etmeye çalışıyorlar. Çünkü büyük hayal kırıklığı yaşadılar ve bu hayal kırıklığını açıklayabilmek için, “Bu, AKP’nin oyunu. Bu tuzağa düşmemek lazım. Kemal Bey Dersim 38’in ne olduğunu bilmiyor mu? Yeri geldiğinde daha fazlasını açıklayacak. AKP özür diledi ama önemli olan Meclis’te özür dilemesiydi. Aman oyuna gelmeyelim ve Kılıçdaroğlu’nun etrafında daha fazla kenetlenelim. CHP’deki ulusalcılara meydan vermemek lazım” gibi mazeretler uyduruyorlar. Ama şunu söylemek lazım. Kılıçdaroğlu’nun işi zor. Bugünün dünyasında ve Türkiye’sinde, gerçeği gizlemek, gerçeği açıklamaktan çok daha zor değil mi? Tabii öyle ama Kılıçdaroğlu CHP’nin genel başkanlık koltuğunda oturuyor. Anadili Zazaca olan Kılıçdaroğlu, Dersim katliamının içyüzünü canlı tanıklarla konuşarak herkesten daha iyi bilen ve bu acının içinden gelen biri. 1986’da İhsan Sabri Çağlayangil’in, “Dersimliler mağaralara kaçmıştı. O mağaralara zehirli gaz verdik ve hepsini fareler gibi öldürdük. Dersim meselesi de böylece bitti” sözlerini Kılıçdaroğlu teybe kaydetti. Ama aynı Kılıçdaroğlu şimdi, CHP’nin 38’e yol açan zihniyetini karşısına alma cesaretini gösteremiyor. Dolayısıyla “Yeni CHP” söyleminin içinin boş olduğu da, yeni CHP diye bir şey olmadığı böylece ortaya çıktı. Peki, katliam emrinin Atatürk tarafından verildiğini öğrenmek Alevilerin şaşırttı mı? Aslında Aleviler bunu hep biliyorlardı ama korkudan dile getirmiyorlardı. Çünkü Alevilerin kendi acılarını ve kendi aralarında konuştuklarını, diğer insanlarla paylaşma imkânları yoktu. Hele Dersimli Alevilerin hiç yoktu. Onların hepsi gerçeğin ne olduğunu bilirler ama... Yıllardır takiye yapıyorlar. Aile içinde konuşulanlarla, Dersimli olmayan üçüncü şahısların yanında konuşulanlar birbirinden çok farklıdır. Nasıl farklıdır? Size garip geliyor ama Dersimliler o katliamdan sonra da bu ülkede yaşamak zorundaydılar. Bu ülkede yaşamanın açık olan tek yolu vardı, o da kendisini ezen, katleden, Aleviliğini ve Kürtlüğünü kabul etmeyen sisteme yakın durmaktı. Bizim büyüklerimiz ölmemek için, hayatta kalmak için, çocuklarını korumak için yegâne yolun bu olduğunu düşündüler ve çocuklarının yani bizlerin adını Kemal, İsmet koydular. Çocukların adını Kemal, İsmet koymak, yaşanan korkunç olayın en çarpık sonuçlarından biridir. Kılıç artığı olarak geride kalanların hayatta kalma güdüsünün yarattığı bir anormalliktir bu. Büyüklerimiz korumak için bizleri okuttular. Böylece bizler Türkiye toplumunda en iyi Türkçe konuşan insanlar haline geldik. Biliyorsunuz, Dersim Türkiye’nin en fazla okuyan yeridir. Okuma yazma oranı yüzde yüzdür. Öldürülmemek için, sisteme muhalefet etmemek yeterli değil miydi? Kendisini katleden sistemin omurgası haline gelmek, resmî ideolojinin, statükonun en koyu savunucusu olmak gerekiyor muydu? Zaten Alevi meselesini içinden çıkılmaz hale getiren de bu takiyedir. Başlangıçta anlaşılabilir nedenlerle ortaya çıkan bu takiye eylemi, Alevi toplumunda giderek sahici hale geldi. Alevilerin bir bölümü, “Atatürk bizi kurtardı. Atatürk’ün Dersim’den haberi yoktu. Hasta olmasaydı katliamı önlerdi. Yaşasaydı, Alevilerin haklarını verecekti” gibi kendi uydurduklarına zamanla kendileri inanır hale geldiler. Bunu samimiyetle söyleyen dedeler var. Ama yine de Dersimliler kendi aralarında... Kendi aralarında ne konuşurlar? Aile ortamında M. Kemal’in adını çok acayip lakaplarla zikrederler. Başımı belaya sokmayacak olanını söyleyeyim. Mesela “mıstokor” derler. Kör Mustafa demektir bu. M. Kemal’in gözlerinde hafif bir şaşılık var ya... Mesela “beton Mustafa” derler. Her tarafta heykelleri var diye... Mesela katliamı yürüten askerlerin adı “esker-i Kemal”dir. Yani “Kemal’in askerleri”... Uçaklar da “Kemal’in uçakları” diye isimlendirilir. Anlayacağınız Dersimliler, bu işin M. Kemal’in onayıyla olduğunu çok iyi bilirler. Ama yıllardır bunu gizliyorlar. Üçüncü şahıslarla konuşurken, “Onun haberi yoktu, olsaydı engellerdi” diyorlar. Mesela annem. Bugün bile sorsanız Dersim meselesini ve M. Kemal’in rolünü size farklı anlatır, bana farklı anlatır. Birçok yerde Aleviler Atatürk’ün resmini Hz. Ali ile birlikte asıyor. Cemevlerinde 12 imamın yanında Atatürk’ün resmi bulunuyor. Gerçeği öğrendikten sonra da bu resimleri böyle asmayı sürdürecekler mi? Hayır, Atatürk’ün portresi kesinlikle kalkacak. “Cemevi bizim ibadethanemiz. M. Kemal politik bir figür. Bir ibadet mekânında onun ne işi var” sorusunu ben Alevi toplumunun yüzüne, dedelere defalarca söyledim. Hiç kimse niye böyle diyorsun demedi bana. Üçüncü şahıslara “Atatürk bizi kurtardı, özgürleştirdi, Atatürk olmasaydı halimiz ne olurdu?” gibi yuvarlak laflar söyleniyor ama... Aslında Türkiye Dersim katliamındaki Atatürk’ün rolünü yeni öğrendi ama Dersimliler bu gerçeği biliyormuş. Peki, diğer Aleviler biliyor muydu? Yoksa onlar da bilmezlikten mi geliyordu? Büyük çoğunluğu biliyordu ama söyleyemiyordu. Bilmezlikten geliyordu. Artık Aleviler Atatürk’ün Dersim’deki rolünü tartışacak, bunun önüne kimse geçemez. Dersim’in, M. Kemal’in onayı ve bilgisi dâhilinde yaşandığına dair öyle çok kanıt var ki. Rolünün olmadığının kanıtını bulmak çok zor. Alevilerin gerçeği çok daha yüksek sesle dile getirecekleri bir sürece girdik artık... Aleviler ne zaman Kemalizm’in ve sistemin savunucusu ve koruyucusu haline geldiler? 90’lı yıllarda geldiler. Çünkü çift kutuplu dünya çöktü, sağ ve solun maddi temeli kalmadı. Türkiye’de Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni hazırlayan güçler, ülkede yeni kutuplaşmaların olması gerektiğine karar verdiler ve irtica tehlikesini birinci sıraya oturttular. Bunun için derhal medyayı ve psikolojik harekât birimlerini kullandılar. Bu psikolojik harekâtın en kanlı adımı 1993’te Madımak katliamı oldu. Aziz Nesin bahane gösterildi. Ayrıca o yıllarda Uğur Mumcu. Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı gibi Kemalist aydın cinayetleri yaşandı. Ve Türkiye ilk kez o cenaze törenlerinde, “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganıyla tanıştı. Böylece Türkiye, laik- anti-laik cenderesine sokuldu. Bu işin şahikası da 28 Şubat sürecinde yaşandı. Bu laikçi kanada bir kitle lazımdı. En uygun aday da Alevilerdi. Niye Aleviler? Çünkü Aleviler şeriattan korkuyorlardı. Daha önce Maraş ve Çorum katliamları gibi provokasyonlara uğramışlardı. Şimdi şeriat geliyordu ve şeriat gelince ilk yapacağı iş Alevileri kesmek olacaktı. Alevilerdeki şeriat endişesi böyle büyütüldü ve onların laik sistemin bekçisi olmalarına çalışıldı. Zaten cemevlerinin açılması da bu süreçten bağımsız değildir. Anlamadım.. Alevilerin o dönemde cemevi açılması için kitlesel bir talepleri yoktu. Ama Alevi toplumu içinde Kemalist resmî ideolojinin görevlendirilmiş memurları vardı. Halen de var. İşte bazı kişiler nezdinde ve dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’le yapılan bazı görüşmelerin sonrasında o dönemde birden bire cemevleri açılmaya başlandı. Kısacası, laik- anti-laik kutuplaşmasında, Alevilerin, devlet kontrolünde daha örgütlü olmasına olanak sağlamak için açıldı cemevleri. Yoksa cemevlerinin bir evveliyatı yoktu. Cemevlerinin açılması kötü mü oldu? Cemevlerinin açılması ibadet özgürlüğünün bir adımı değil mi? Bugünden bakarak konuşursak, şüphesiz iyi ki açıldı. Cemevlerinin varlığı bugün Alevi açılımına dayanak oluşturuyor ama cemevlerinin ilk kuruluşu, kesinlikle derin bir konseptin unsuru ve karargâhı olsunlar diyedir. Ama Aleviler, derin konseptlerle ve resmî ideolojiyle olan bu sorunlu ilişkilerini ve figüran olarak kullanılmalarını 2007’den beri sorgulamaya başladılar. Çorum, Maraş, Madımak katliamlarının derin operasyon olduğunu bildikleri halde, Aleviler, niye devletten değil de Sünnilerden korkmaya devam ediyorlar? Çünkü bu katliamlarda kitleler halinde Sünni insanlar kullanıldı. Madımak Oteli’nde insanlar cayır cayır yanarken, 15-20 bin kişi o otelin önünde tekbir getiriyordu. Aleviler bu tablodan çekiniyorlar. Maraş’ta ve Çorum’da da aynı senaryo yaşandı. Sünni kitleler, derin devlet çetelerinin yalanlarıyla galeyana geldiler. Bu yüzden Sünni çoğunluk Alevi meselesiyle yüzleşmeli! Bu katliamlarda kendilerinin de kullanıldığını gösteren yaklaşımlar göstermeliler! Alevilerde Sünni düşmanlığı yok. “Onların eli tutulmaz, verdiği yenmez” gibi abartılı yaklaşımlar yok. Alevilerde Sünnilere karşı bir tedirginlik var sadece. Dersim katliamına dönersek... Dersim toprakları insansızlaştırılmaya çalışılmış. Bir soykırım yapılmış orada. Kurtulanlar nasıl kurtulmuş? Annemin de içinde bulunduğu birkaç yüz kişilik kalabalığı topluyorlar. Karşısına da mitralyöz kuruyorlar. “Son anda elinde beyaz bir bezle bir atlı geldi ve bizi öldürmekten vazgeçtiler. Biz bir yıldan fazla dağda aç susuz hayvanlar gibi yaşadık. Ağaç kabuklarını yedik” diye anlatıyor annem. Dedem, 1940’larda af ilan edilene dek dağda boynunda bir mermiyle yaşıyor. Dersim’de tam olarak neler yaşandı? Devlet, ortada bir isyan olmadığı halde 1926’dan itibaren Dersim’i nasıl yok edeceğini tartıştı. Bu durum, Dersim’in Alevi ve Kürt olmasıyla ilgiliydi. M. Kemal’in Cumhurbaşkanı, Mareşal Fevzi Çakmak’ın da Genelkurmay Başkanı sıfatıyla katıldıkları 4 Mayıs 1937 tarihli bakanlar kurulu toplantısında alınan bir kararla da, Dersim’i tedip (uslandırma) ve tenkil (sürgün ve yok etme) emri verildi. Olmayan isyanın başı olarak da Seyit Rıza ilan edildi ve harekâtın durması için Seyit Rıza’nın kellesi istendi. O sırada kendi aşiretinden bile insanlar Seyit Rıza’ya, “Senin kellen yüzünden Dersim kana bulandı” diyorlar. O da, “Mesele benim kellemse ben kellemi seve seve veririm ama Dersim benim kellemle kurtulmayacak” diyor ve Eylül 1937’de teslim oluyor. Ardından da idam ediliyor. Herkes Dersim’de mesele bitti sanırken... Katliam bitmiyor mu? Tam tersine, esas toplu katliamlar 1938 yılı boyunca yaşanıyor. Harekete katılmamış, aksine orduya yardımcı olmuş köyler ve aşiretler de topluca katlediliyor. Önce erkekler dağa kaçıyor. Bu kez geride kalan kadın ve çocuklar süngüleniyor. Çocukken süngülenip kurtulan ve bugün hâlâ süngü izleriyle yaşayan insanlar var Dersim’de. İnsanların süngülenmesinin nedeni de, asker mermi harcamasın diye. Bunu canlı tanıklık yapan bir asker anlattı. Çoğu yerde insanlar ahırlara toplanıp yakılıyorlar. Sonra onlar da dağa kaçmaya başlıyorlar. İnsanlar mağaralara sığınıyorlar. Bu kez mağaralarda zehirleniyorlar, dumanla boğuluyorlar. Dışarı çıksalar, mağaranın ağzında bekleyen askerler tarafından öldürülüyorlar. Öbek öbek mağaradan çıkanlar, kendilerini uçurumdan Munzır’ın suyuna atıyorlar. Ninem de böyle. Kendini uçurumdan mı atmış? Evet. Kendini Munzır’ın suyuna atıp kurtulan az sayıdaki insandan biri. Bazı çocuklar da toplu katliamdan annelerinin entarisinin içine saklanıp kurtuluyor. Kısacası Dersim’de, devletin Dersim’i yok etme kararı yerine getiriliyor. Bu kararı, M. Kemal’in başında oturduğu devlet verdi. Seyit Rıza’nın İngilizlere yazdığı söylenen bir mektup çıktı ortaya. Sonra bunun sahte bir mektup olduğu söylendi. O mektup sahte miydi? Hayır. O mektubu, Cumhuriyet’in kellesini istediği isimlerden biri olan ve Dersim’i 1937’de terk eden Kürt milliyetçisi ve entelektüeli Baytar Nuri Suriye’den yazıyor. Zaten kitabında da o mektubun tam metnini yayımladı. Dersim’de olan bitene dünyanın dikkatini çekmeye ve katliamı durdurmaya çalışıyor ama mektubun hiçbir faydası olmuyor. Seyit Rıza’nın o mektuptan hiçbir zaman haberi olmuyor. Dersimlilerin kimliğinin asıl belirleyici unsuru Kürt olmaları mı, Alevi olmaları mı? Alevilik önde gelir. Dersim bulunduğu Türkiye ve Kürt coğrafyasında bir Alevi adası gibidir. Diğer Kürt aşiretleri genelde Şafidir. Dersimliler, diğer Zazalarla, Kürt aşiretleriyle olan farkı dile getirmek için önce Alevi olduklarını söylerler. Bir de son 40 yıldır çok sıcak yaşanan Kürt sorununun yarattığı Kürt olma korkusu da etkili oldu bunda tabii. Bugün Alevilerin talepleri nedir? Alevilerin taleplerinin toplamı aslında din, vicdan ve inanç özgürlüğüyle birlikte eşit yurttaş olma talebidir. Aleviler Sünnilerle eşit haklara sahip olmadıklarını düşünüyorlar. Bir kere cemevlerine yasal statü tanımalı. Devrim Kanunu’nun kaldırılması demek değil mi bu? Evet. Geç bile kalındı. Devrim Kanunu’yla, Alevilerin dergâhları, tekkeleri kapatıldı, dedelik, pirlik seyyitlik payeleri yasaklandı, üfürükçüyle, büyücüyle eş tutuldu. Aleviler cem ibadetlerini illegal örgüt toplantısı yapar gibi yapmak zorunda kaldılar bu ülkede yıllarca. Cemevleri bugün hâlâ dernek statüsünde. Düşünün, Aleviler ibadetlerini dernek statüsünde tutulan cemevlerinde yerine getiriyorlar. Devlet hâlâ Alevileri tanımıyor. Bu durum sürdükçe, Alevi sorunu giderek ağırlaşacak. Cumhuriyet Aleviler için gerçekten bir hayal kırıklığı oldu. Alevilerin bugünkü siyasi görüşleri ne? Şeriat tehlikesine karşı kendilerine bir güvence olarak belletilen CHP’ye sarılmak gibi bir çarpıklık var ama, Alevilerin CHP’ye desteği ilelebet süremez. Çünkü bu mızrak artık bu çuvala sığmıyor. Mesela Devrim kanunlarına dokunmayacağı için, CHP, cemevlerini asla ibadethane olarak kabul etmeyecektir. Haklarını onlara hangi partinin vereceğini düşünüyorlar? Alevilerin büyük çoğunluğu çok umutlu değil. AKP ve CHP’den umutları yok. CHP kendini resmî ideolojiyi savunmakla bağlamış bir parti. Bu yüzden açılım ve reform talep edemiyor. BDP de kendini Kürt sorununa kilitlemiş durumda. Dersim tartışmaları önümüzdeki dönemlerde siyaseti nasıl etkiler? Dersim tartışmaları CHP zihniyetini bitirecek. CHP’ye Alevi desteği bitecek. CHP’nin oyu yüzde 25’te kalamayacak. CHP giderek marjinalleşecek. Yüzde 10 barajı sürerse, CHP baraj sorunu yaşayan bir parti haline gelecek. CHP’ye sol ve sosyal demokrat olduğu varsayımıyla oy veren insanlar artık kendilerine yeni bir siyasal seçenek bulacaklar. NEDEN CAFER SOLGUN Dersim özrü, Alevi ve Kürt meselelerinde sahici bir açılımın başladığını gösteriyor bize. Bu açılımı artık hiçbir statükocu güç durduramayacak çünkü Dersim, Cumhuriyet’in yalanlarla dolu resmî ideolojisini tepeden tırnağa parçalıyor. Dersim, hâlâ hayatta olan canlı tanıklarıyla, ‘kılıç artıklarıyla’ Alevi ve Kürt kimliklerinin bu topraklarda Kemalist ulus-devlet projesiyle nasıl katledildiğini, resmî ideolojinin Türkiye toplumu üzerinde ne kirli oyunlar oynadığını bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Böylece bu ülkede değişim ve dönüşüm nihayet başlıyor. Peki, Dersimliler, Aleviler özürle ilgili ne diyor? Dersim’de tam ne yaşandı? Katliam emrinin Atatürk tarafından verilmiş olması, Alevilerin CHP ve statükoyla ilişkilerini nasıl etkiliyor? Dersim tartışmaları siyaseti nasıl etkileyecek? Bu konuyu, ‘Alevilerin Kemalizm’le İmtihanı’, ‘Dersim Dersim’ kitaplarının yazarı Cafer Solgun’la konuştuk. Geçen hafta ise AKP eski Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat’la söyleşimizi yayımlamıştık. Dengir Fırat’ın açıklamasına yer veriyoruz: “TRT’nin sitesinde bu söyleşiyle ilgili bir açıklama yapıldı. Söyleşide, hiçbir kurum veya kişi hedef alınmadığı halde bir kamu kurumunun üslûp ve seviyeden yoksun bir dille kurumsal kimlik arkasına gizlenilerek kin ve nefretin dışa vurulmuş olmasını hayret ve esefle müşahede ediyorum. TRT yetkililerinin kurumlarıyla ilgili RTÜK yasa ve yönetmenliklerini herkesten iyi bilmek zorunda olduklarını hatırlatmaya gerek yoktur. 3984 sayılı kanunun 4. maddesi ‘Yayınların Türkçe yapılması esastır. Ancak evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı dillerin öğretilmesi veya bu dillerde müzik veya haber iletilmesi amacıyla da yayın yapılabilir’ hükmünü içermektedir. Maalesef 25 Ocak 2004 tarihli ‘Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerde Yapılacak Radyo ve Televizyon Yayınları Hakkındaki Yönetmelik’in 4. maddesi, yasada bulunmadığı halde çocuklara yönelik program ile dil öğretilmesine yönelik yasağını getirmiştir. Bu eleştirimin muhatabının TRT olmadığı açıktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kanunda olmayan bir yasağın kurumlar tarafından yönetmeliklerle ihdas edilmesi veya keyfî uygulamaların halen devam ediyor olmasıdır. Bu hassasiyetimin anlaşılamamış olmasını, hatta kurumsal bir kimlik altında ama gerçekte kişisel bir hesaplaşmaya vesile edilmiş olmasını üzüntüyle kınadığımı belirtmek isterim.” Kaynak : DERSİM FACİASI - Güncel Olaylara Bakış - İslami Bilgi Paylaşım ... 12 Tem 2011 ... İşte o söyleşi:Yıllarca büyük bir sır gibi saklanan Dersim katliamı birdenbire gündeme geldi ve ... İslami Bilgi Paylaşım Platformu Forum ... www.karder.net/KonuOku.asp?id=124 - 77k - Ähnlich |
|
|
Cvp: DERSİM FACİASI 08 Şub 2012 13:12 #167
|
Dersim belgeleri'nin gizliliği kalktı.
02.02.2012 10:44 Başbakanlık arşivlerindeki Dersim belgeleriyle ilgili gizlilik kararı kaldırıldı DERSİM YİNE ALEVLENİYOR İktidar ile ana muhalefet arasında bir süredir gerginliğe neden olan Dersim olaylarına ilişkin polemik yeniden başladı. Başbakan Erdoğan, katıldığı AK Parti Geliştirilmiş İl Başkanları toplantısında Dersim olaylarını yeniden gündeme getirmişti. Kılıçdaroğlu'na "Dersimli ama Dersim'i ağzına almıyor" sözleriyle yüklenen Erdoğan şu sözleri de eklemişti: "Genelkurmay Başkanlığı, Dersim arşivlerini açmaya hazırlanıyor." İşte bu gelişmeler üzeriene CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na CNN Türk'te katıldığı canlı yayında Dersim soruldu. Dersim tartışmalarıyla ilgili konuşmaya başlayan Kılıçdaroğlu'nun sözü yayına giren son dakika bantıyla kesildi. Bantta Kılıçdaroğlu'nun uzun süredir Başbakan Erdoğan'a yüklenmesine neden olan Başbakanlık'ın Dersim arşivleriyle ilgili flaş bir gelişme yer alıyordu. Ahmet Hakan'ın "Başbakanlık arşivlerindeki Dersim belgeleriyle ilgili gizlilik kararı kaldırıldı." açıklaması canlı ayında Kılıçdaroğlu'nu sıkıştırdı Kılıçdaroğlu canlı yayında sıkıştı izle – TV haber Ahmet Hakan'ın Kılıçdaroğlu ile polemiğe girdi zile. Kılıçdaroğlu, Ahmet Hakan'la Başbakanlık dersim arşivlerinin açılıp açılmaması ile ilgili tartıştı, ahmet hakan kılıçdaroğlu dersim belgeleri açıldı mı açılmadı mı _________________________________________________________________________________ Dersim Katliamı Daha Önce Yapılacakmış Parasızlıktan Ertelenmiş! 7 Şubat 2012 Yazan: redstone Saat: 01:08 Dersim Katliamı'yla ilgili belgelerde gizlilik kararı kaldırılınca tarihî gerçekler de bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı. Akp’ye yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi'nden Melik Duvaklı Arşivleri Dosya haber şeklinde kamuoyuna sunuyor. Çarpıtmalı bilgiler de olsa üzerinde durulması gereken konular içeriyor. İşte o yazı dizisinin birinci bölümü: Orjinal : Resim 1 Dersim katliamı parasızlıktan ertelenmiş 1937-1938 yıllarında gerçekleştirilen Dersim Operasyonu’nda 13 binden fazla kişi ölmüş, binlerce kişi de askerler nezaretinde göç ettirilmek zorunda bırakılmıştı. BİRLİKLERE HABER VERİLİYOR Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak imzalı 6 Nisan 1932 tarihli belgede hükümetin harekâtı yıl içinde yapmamaya karar verdiği birliklere bildiriliyor. Yakın zamanda yeniden ülkenin gündemine oturan ve 1937-38 yıllarında yaşanan Dersim olayları Cumhuriyet tarihinin en çok merak edilen sayfalarından biri. Dersim olaylarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özrü ile bir ilk de yaşandı. Erdoğan bu özürle birlikte bazı önemli belgeler de açıklamış, devlet arşivlerindeki gizlilik kararının da kaldırılacağını söylemişti. Başbakanlık arşivlerindeki Dersim belgeleriyle ilgili gizlilik kararı geçtiğimiz hafta kaldırıldı. Geriye Genelkurmay ve Türk Hava Kurumu arşivleri kaldı. Dersim olayları ile ilgili asıl önemli belgelerin Genelkurmay arşivlerinde kayıtlı olduğu belirtiliyor. Gizliliği kaldırılan Başbakanlık arşivlerinde ise askeri harekat öncesi, 1920’li yıllardan itibaren Dersim yöresinde yaşanan gelişmelere ait kayıtlar, raporlar, kararlar, zabıtlar yer alıyor. Bölgenin 1920’li yıllardan itibaren yakından izlendiği pek çok defa müdahalelere uğradığı kayıtlarda bulunuyor. Başbakanlık arşivlerindeki belgelerden askeri harekatlarda başta Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar olmak üzere dönemin devlet idarecilerinin tamamının etkin rol aldığı anlaşılıyor. HAREKÂT 1932’DE PLANLANIYOR Dersim’e yönelik harekat hazırlıkları raporlarla başlıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından hazırlanan 18 Kasım 1931 tarihli raporda “Artık Dersim meselesinin kati suretle hallinin devletçe, milletçe ve bilhassa hükümetçe tehiri caiz olmayan muzur, tehlikeli ve zaman geçtikçe halli müşkülleşecek ve zararı artacak bir vaziyet almış olmasıdır” ifadeleri ile harekatın bir an önce başlatılması isteniyor. “Dersim’in içi muntazam hükümet teşkilatına rağmen tamamen anarşiktir” tespitine yer verilen raporda Dersimin ıslahının ancak askeri bir harekatla yapılabileceği belirtilirken harekat zamanı olarak “1932 yılının ilk müsait mevsimi” gösteriliyor. Orjinal : Belge 1 HAZIRLIKLAR ERTELENİYOR Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak imzalı 1 Mart 1932 tarihli belgede hükümetin dersim harekatının icrasına karar vereceği dikkate alınarak hazırlıkların yapılması, hükümet kararı ile birlikte harekatın en geç Ağustos ayında başlayabileceği belirtiliyor. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak bir ay sonra bir emir daha yayımlayarak hükümetin harekatı bu yıl yapmamaya karar verdiğini bildiriliyor. Maliye Bakanlığı’nın Nisan 1932 tarihli yazısında Dersim mıntıkasında lüzum görülen tedip harekatına bütçenin müsaade etmediği belirtiliyor. Yazışmalardan Dersim harekatının parasızlık sebebiyle ile geciktiği anlaşılıyor. PROVASI 1933 YILINDA YAPILMIŞ Dersim Harekatı ile ilgili Atatürk’ün rolünün olup olmadığı önemli tartışma konularından birini oluşturuyor. Ancak 1938’e kadar gelen tüm süreçlerde Atatürk ve İnönü’nün rol aldığı anlaşılıyor. 1933 yılında prova niteliğinde küçük çaplı bir harekat yapılıyor. 6 Eylül 1933 tarihli kararnamede Başta reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü olmak üzere kabine üyelerinin imzası bulunuyor. Söz konusu kararnamede “Dersim Harekatı münasebetiyle kıtaların fevkalade ihtiyaçlarına karşılık olmak üzere Maliye Vekaleti bütçesinin masarifi gayri melhuza tertibinden 20 bin liranın tahsis ve sarfına izin verilmesi” ifadelerine yer veriliyor. Orjinal : Belge 2 ÖNCE PROVA YAPILIYOR 1933’te yapılan harekat aslında planlanan büyük harekatın bir nevi provası, o yüzden de sınırlı. 13 Eylül 1933 tarihinde harekata ilişkin raporlar toplanarak bir analiz rapor haline getirilmiş. Bir yıl sonra bölge yeniden değerlendiriliyor. 1 Mayıs 1934’te İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Dersim ve Seyit Rıza’nın durumu ile ilgili Birinci umum Müfettişliğinden gelen raporları Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü’ye takdim ediyor. DERSİM OLAYLARINA AİT BELGELERE ULAŞTIK İlk belgede, her an harekâta çıkmak için hazır olunması gerektiği belirtiliyor. İkinci belgede, harekâtın 1932 yılında yapılmayacağı ifadeleri yer alıyor. Üçüncü belgede, harekâtın ekonomik sebeplerden yapılmadığı belirtiliyor. BELGELER ATATÜRK iMZALI 1937-38 tarihlerinde gerçekleştirilen Dersim Harekâtında Mustafa Kemal Atatürk’ün rolünün olup olmadığı yıllardır tartışma konusu. Ancak, gizliliği kaldırılan Başbakanlık Devlet Arşivlerindeki Dersim belgelerinde Atatürk imzaları bulunuyor. Harekata ilişkin kararnamelerde üstte reisicumhur sıfatıyla Atatürk’ün imzası, altta ise başta İsmet Paşa olmak üzere kabine üyelerinin imzaları yer alıyor. Harekata katılacak askerlere verilecek tayınların bile Reisicumhur emrine tabi olduğu anlaşılıyor. Orjinal : Belge 3 Belgelerdeki imzası Atatürk’ün Dersim Harekâtından haberdar olduğunun açık bir kanıtı… İSMET PAŞA: VAKTi GELMİŞTİR Dersim Harekâtına yönelik hazırlıklar 1935 yılında Başbakan İsmet İnönü’nün yaptığı Dobru gezisi sonrasında kaleme aldığı rapor ile ete kemiğe bürünüyor. İsmet Paşa raporuna şu ifadelerle başlıyor: “Dersim ıslahına bir program dahilinde tevessül edeceğiz. Program; hazırlık, silahtan tecrid ve icap ederse iskan safhalarını ihtiva edecektir. Hazırlık ve silahsızlanma 3 senede olacaktır. Dersim vilayetini yeni usulde teşkil edeceğiz. Muvazzaf bir kolordu kumandanı vali ve üniformalı muvazzaf zabitler kaza kaymakamları olacaktır. Kaza memurlarından hiç biri yerli olmayacak ve bulundukça mutekait zabitler tali memuriyetlere tayin olunacaktır. İlbaylık (Valilik) dairesi Kolordu Karargahı gibi, fakat maksada elverişli olarak teşkil olunacaktır. 1935 ve 1936’da yolları, karakolları yaptıracaktır. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa mürettep ve seferber 2 F. Kuvvet ilbaylığın emrine 1937 İlkbaharında verilecektir. Sür’atle bütün Dersim silahtan tecrid olunacak, ilbaylığın o zamana kadar tedkiki neticesinde kuvvetle yapılmasını tasavvur ettiği, hükümete bildirdiği icraat da yapılacaktır. Bundan sonra Dersim’e verilecek şeklin safhası başlayacaktır. Bütün bu tasavvurlar gizlidir.” 1937-38 yıllarında gerçekleşen Dersim olayları İsmet Paşa’nın raporunda öngörüldüğü takvim içinde birebir gerçekleşiyor. Önce Tunceli Kanunu çıkarılıyor, ardından harekatı yönetecek olacak general Abdullah Alpdoğan tüm yetkilerle donatılarak bölgeye atanıyor. Ve büyük harekatın hazırlıkları böylece başlıyor. Kaynak : KızılYıldız: Dersim Katliamı Daha Önce Yapılacakmış Parasızlıktan ... 1 gün önce ... Akp'ye yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi'nden Melik Duvaklı Arşivleri Dosya haber şeklinde kamuoyuna sunuyor. Çarpıtmalı bilgiler de olsa ... www.kizilyildiz.org/2012/02/dersim-katli...once-yaplacakms.html - 87k - Ähnlich ___________________________________________________________________________ Arşivlerdeki Dersim 04 Şubat 2012 Cumartesi Cumhuriyet tarihinin merak edilen kanlı sayfalarından birini, resmî belgelerle ortaya koyuyoruz. Arşivlerdeki Dersim ÖZEL ARAŞTIRMA Melik DUVAKLI TÜRKİYE BİR DÖNEME IŞIK TUTUYOR > Başbakanlık arşivlerinde, Dersim olaylarının öncesine ve sonrasına ait önemli belgelerde kimlerin imzaları bulunuyor? > Fransızlar, Dersim olaylarında hangi rolü üstlendi? Seyit Rıza’nın sağ kolu yakalandıktan sonra nasıl serbest bırakıldı? YARIN BAŞLIYORUZ ___________________________________ Dersim katliamı parasızlıktan ertelenmiş Belgelerle ilgili gizlilik kararı kaldırılınca tarihî gerçekler de bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı. TÜRKİYE KARANLIKTA KALMIŞ BİR DÖNEME DAHA IŞIK TUTUYOR ÖZEL HABER ARŞİVLERDEKİ DERSİM -1- Melik DUVAKLI/TÜRKİYE GAZETESİ 13 BİNDEN FAZLA İNSAN ÖLDÜ 1937-1938 yıllarında gerçekleştirilen Dersim Operasyonu’nda 13 binden fazla kişi ölmüş, binlerce kişi de askerler nezaretinde göç ettirilmek zorunda bırakılmıştı. BİRLİKLERE HABER VERİLİYOR Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak imzalı 6 Nisan 1932 tarihli belgede hükümetin harekâtı yıl içinde yapmamaya karar verdiği birliklere bildiriliyor. parasizlik_ic1.jpg Yakın zamanda yeniden ülkenin gündemine oturan ve 1937-38 yıllarında yaşanan Dersim olayları Cumhuriyet tarihinin en çok merak edilen sayfalarından biri. Dersim olaylarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özrü ile bir ilk de yaşandı. Erdoğan bu özürle birlikte bazı önemli belgeler de açıklamış, devlet arşivlerindeki gizlilik kararının da kaldırılacağını söylemişti. Başbakanlık arşivlerindeki Dersim belgeleriyle ilgili gizlilik kararı geçtiğimiz hafta kaldırıldı. Geriye Genelkurmay ve Türk Hava Kurumu arşivleri kaldı. Dersim olayları ile ilgili asıl önemli belgelerin Genelkurmay arşivlerinde kayıtlı olduğu belirtiliyor. Gizliliği kaldırılan Başbakanlık arşivlerinde ise askeri harekat öncesi, 1920’li yıllardan itibaren Dersim yöresinde yaşanan gelişmelere ait kayıtlar, raporlar, kararlar, zabıtlar yer alıyor. Bölgenin 1920’li yıllardan itibaren yakından izlendiği pek çok defa müdahalelere uğradığı kayıtlarda bulunuyor. Başbakanlık arşivlerindeki belgelerden askeri harekatlarda başta Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar olmak üzere dönemin devlet idarecilerinin tamamının etkin rol aldığı anlaşılıyor. parasizlik_ic2.jpg HAREKÂT 1932’DE PLANLANIYOR Dersim’e yönelik harekat hazırlıkları raporlarla başlıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından hazırlanan 18 Kasım 1931 tarihli raporda “Artık Dersim meselesinin kati suretle hallinin devletçe, milletçe ve bilhassa hükümetçe tehiri caiz olmayan muzur, tehlikeli ve zaman geçtikçe halli müşkülleşecek ve zararı artacak bir vaziyet almış olmasıdır” ifadeleri ile harekatın bir an önce başlatılması isteniyor. “Dersim’in içi muntazam hükümet teşkilatına rağmen tamamen anarşiktir” tespitine yer verilen raporda Dersimin ıslahının ancak askeri bir harekatla yapılabileceği belirtilirken harekat zamanı olarak “1932 yılının ilk müsait mevsimi” gösteriliyor. parasizlik_ic3.jpg HAZIRLIKLAR ERTELENİYOR Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak imzalı 1 Mart 1932 tarihli belgede hükümetin dersim harekatının icrasına karar vereceği dikkate alınarak hazırlıkların yapılması, hükümet kararı ile birlikte harekatın en geç Ağustos ayında başlayabileceği belirtiliyor. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak bir ay sonra bir emir daha yayımlayarak hükümetin harekatı bu yıl yapmamaya karar verdiğini bildiriliyor. Maliye Bakanlığı’nın Nisan 1932 tarihli yazısında Dersim mıntıkasında lüzum görülen tedip harekatına bütçenin müsaade etmediği belirtiliyor. Yazışmalardan Dersim harekatının parasızlık sebebiyle ile geciktiği anlaşılıyor. parasizlik_ic4.jpg PROVASI 1933 YILINDA YAPILMIŞ Dersim Harekatı ile ilgili Atatürk’ün rolünün olup olmadığı önemli tartışma konularından birini oluşturuyor. Ancak 1938’e kadar gelen tüm süreçlerde Atatürk ve İnönü’nün rol aldığı anlaşılıyor. 1933 yılında prova niteliğinde küçük çaplı bir harekat yapılıyor. 6 Eylül 1933 tarihli kararnamede Başta reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü olmak üzere kabine üyelerinin imzası bulunuyor. Söz konusu kararnamede “Dersim Harekatı münasebetiyle kıtaların fevkalade ihtiyaçlarına karşılık olmak üzere Maliye Vekaleti bütçesinin masarifi gayri melhuza tertibinden 20 bin liranın tahsis ve sarfına izin verilmesi” ifadelerine yer veriliyor. parasizlik_ic5.jpg ÖNCE PROVA YAPILIYOR 1933’te yapılan harekat aslında planlanan büyük harekatın bir nevi provası, o yüzden de sınırlı. 13 Eylül 1933 tarihinde harekata ilişkin raporlar toplanarak bir analiz rapor haline getirilmiş. Bir yıl sonra bölge yeniden değerlendiriliyor. 1 Mayıs 1934’te İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Dersim ve Seyit Rıza’nın durumu ile ilgili Birinci umum Müfettişliğinden gelen raporları Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü’ye takdim ediyor. parasizlik_ic6.jpg DERSİM OLAYLARINA AİT BELGELERE ULAŞTIK İlk belgede, her an harekâta çıkmak için hazır olunması gerektiği belirtiliyor. İkinci belgede, harekâtın 1932 yılında yapılmayacağı ifadeleri yer alıyor. Üçüncü belgede, harekâtın ekonomik sebeplerden yapılmadığı belirtiliyor. BELGELER ATATÜRK iMZALI 1937-38 tarihlerinde gerçekleştirilen Dersim Harekâtında Mustafa Kemal Atatürk’ün rolünün olup olmadığı yıllardır tartışma konusu. Ancak, gizliliği kaldırılan Başbakanlık Devlet Arşivlerindeki Dersim belgelerinde Atatürk imzaları bulunuyor. Harekata ilişkin kararnamelerde üstte reisicumhur sıfatıyla Atatürk’ün imzası, altta ise başta İsmet Paşa olmak üzere kabine üyelerinin imzaları yer alıyor. Harekata katılacak askerlere verilecek tayınların bile Reisicumhur emrine tabi olduğu anlaşılıyor. Belgelerdeki imzası Atatürk’ün Dersim Harekâtından haberdar olduğunun açık bir kanıtı... İSMET PAŞA: VAKTi GELMİŞTİR Dersim Harekâtına yönelik hazırlıklar 1935 yılında Başbakan İsmet İnönü’nün yaptığı Dobru gezisi sonrasında kaleme aldığı rapor ile ete kemiğe bürünüyor. İsmet Paşa raporuna şu ifadelerle başlıyor: “Dersim ıslahına bir program dahilinde tevessül edeceğiz. Program; hazırlık, silahtan tecrid ve icap ederse iskan safhalarını ihtiva edecektir. Hazırlık ve silahsızlanma 3 senede olacaktır. Dersim vilayetini yeni usulde teşkil edeceğiz. Muvazzaf bir kolordu kumandanı vali ve üniformalı muvazzaf zabitler kaza kaymakamları olacaktır. Kaza memurlarından hiç biri yerli olmayacak ve bulundukça mutekait zabitler tali memuriyetlere tayin olunacaktır. İlbaylık (Valilik) dairesi Kolordu Karargahı gibi, fakat maksada elverişli olarak teşkil olunacaktır. 1935 ve 1936’da yolları, karakolları yaptıracaktır. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa mürettep ve seferber 2 F. Kuvvet ilbaylığın emrine 1937 İlkbaharında verilecektir. Sür’atle bütün Dersim silahtan tecrid olunacak, ilbaylığın o zamana kadar tedkiki neticesinde kuvvetle yapılmasını tasavvur ettiği, hükümete bildirdiği icraat da yapılacaktır. Bundan sonra Dersim’e verilecek şeklin safhası başlayacaktır. Bütün bu tasavvurlar gizlidir.” 1937-38 yıllarında gerçekleşen Dersim olayları İsmet Paşa’nın raporunda öngörüldüğü takvim içinde birebir gerçekleşiyor. Önce Tunceli Kanunu çıkarılıyor, ardından harekatı yönetecek olacak general Abdullah Alpdoğan tüm yetkilerle donatılarak bölgeye atanıyor. Ve büyük harekatın hazırlıkları böylece başlıyor. ___________________________________ Aktaranin Önemli Notu : Orjinalinde gercek Resimler ve Belgeler mevcuttur. Direnmeyin ölürsünüz! 06 Şubat 2012 Pazartesi Başbakanlık Devlet Arşivlerindeki “Dersim Belgeleri”nde insanın kanını donduran ifadeler yer alıyor . TÜRKİYE KARANLIKTA KALMIŞ BİR DÖNEME DAHA IŞIK TUTUYOR ÖZEL HABER ARŞİVLERDEKİ DERSİM -2- Melik DUVAKLI Gizliliği kaldırılan ‘Başbakanlık Devlet Arşivleri’ndeki Dersim belgeleri arasında, olayların organizatörü olarak bilinen Nuri Dersimi’ye ilişkin çok çarpıcı bir belge yer alıyor. Dersim harekâtına giden süreç boyunca Seyit Rıza’nın yanında yer alan, başta Seyit Rıza olmak üzere bölgenin ileri gelenlerini devlete mukavemet etmeye ikna eden ve aşiretleri bu noktada birleştiren kişi olarak bilinen Nuri Dersimi’nin devlete istihbarat raporları verdiği anlaşılıyor. İdamlardan önce esrarengiz bir şekilde yurtdışına çıkan Nuri Dersimi, aynı zamanda Seyit Rıza adına İngilizlere mektup yazan kişiydi. Belgelerde yer alan bilgilere göre Nuri Dersimi devletin harekât için ön hazırlıklar yapmaya başladığı 1930 yılında esrarengiz bir gözaltı olayı yaşıyor. Gözaltına alınıp serbest bırakılan Dersimi daha sonra soluğu Dersim’de alıyor. NURİ DERSİMİ’NİN İSTİHBARAT NOTLARI Ancak ortaya çıkan bilgiler Dersimi’nin bölgede istihbarat faaliyetleri yürüttüğünü gösteriyor. Sivas Valiliği, İçişleri Bakanlığı ve Başbakanlık arasında yapılan yazışmalardan Nuri Dersimi’nin umumi müfettişliğe rapor verdiği anlaşılıyor. Sivas Valiliği, İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği 13 Mart 1930 tarihli yazıda Nuri Dersimi’de ele geçirilen 13 maddelik bilginin, Dersimi’nin daha önce umumi müfettişliğe verdiği raporlarla örtüştüğü notu düşülerek ‘hükümet aleyhinde menfi hareketi vuku bulmadığı, bu nedenle de tahliye edildiği’ belirtiliyor. Yazıda Nuri Dersimi’nin serbest bırakıldıktan sonra evinde yapılan aramada iki not daha ele geçirildiği rapor ediliyor. Ancak bu notlar oldukça kafa karıştırıcı. Notlarda aşiretlerin ilişkileri, Seyit Rıza ve ailesinin faaliyetlerine dair istihbarat notları yer alıyor. Nuri Dersimi tuttuğu notlarda ‘Ovacıktaki aşiretlerle, Koçuşağı, Kırgın ve Abbasuşağı aşiretlerinin teşvikiyle bir Seydanle ittifak yapmaya çalıştıkları, Seyit Rıza’ya firari olarak Halep’te yaşayan Aziz Bey’den mektup geldiği, Seyit Rıza’nın hükümet aleyhinde yazılmış bir kağıdı Dersimlilere imza ettirdiği, Kemah’ta müsademe eden Dersimlilerin siyasi bir maksat için İmraniye Kangal’a gittikleri, Ovacık’taki aşiretlerin silahlanmakta oldukları’ gibi bilgilere haber veriliyor. Bir dönem ordu bünyesinde de faaliyet gösteren Nuri Dersimi’nin 1930’dan sonraki 7 yılı oldukça kritik. Çünkü Dersimi, daha sonraki süreçte Dersim’deki faaliyetlerin odağında yer aldı. Aşiretleri devlete karşı faaliyetler için kışkırttı. DERSİMLİLER, ÖLECEKLERİNE KANAAT ETMELİ Dersim, Nuri Dersimi’nin faaliyetleri ile meşgulken hükümet cephesinde hazırlıklar devam ediyordu. Arşiv belgeleri dönem idarecilerinin bölgeye bakışını da ortaya koyan çarpıcı veriler barındırıyor. Resmi tarih kayıtları Dersim harekâtını 1937’de başlayan isyanın bastırılması olarak anlatıyor. Oysa harekâtın sonuçlarına dönük kararlılık bu tarihten öncesini kapsıyor. Örneğin Üçüncü Umumi Müfettiş Tahsin Uzer’in kaleme aldığı 12 Şubat 1936 tarihli raporda bölgede devletin aldığı tedbirlere karşılık halkta silahlardan arındırıldıktan sonra Ermenilerin akıbetine uğrayacakları yönünde kesin bir kanaat oluştuğu belirtilerek, herhangi bir harekete kalkışmamaları için “behemehal öleceklerine kanaat etmeleri lazımdır” ifadeleri kullanılıyor. HAREKÂT DEĞİL SEFER 1930’dan itibaren hazırlıkları yapılan harekât, 1937 yılında başlıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını taşıyan emirlerde harekâtın bir sefer gibi telakki edilmesi gerektiği vurgulanıyor. 25 Mayıs 1937 tarihli belgede “harekâtın sefer mahiyetinde mühim harekât olduğu kararı verilmiştir” ifadeleri yer alıyor. Gerisi, her türlü yetkiyle donatılıp emrine binlerce asker ve hava filosu verilen general Abdullah Alpdoğan’ın hüneri kalıyor. AŞİRETLERİ KIŞKIRTMA GÖREVİ Bir dönem orduda da görev yapan Nuri Dersimi’nin, Seyit Rıza ve ailesini yakından takip ederek, aşiretleri devlete isyan için teşvik ettiği ortaya çıktı. İSYAN DEĞERLENDİRMESİ Tahsin Uzer’in yazdığı raporda “Dersimliler isyana kalkışmaları hâlinde behemehâl öleceklerine kanaat etmelidir” diye yazıyor. KATLİAMI YILLAR ÖNCESİNDEN PLANLAMIŞLAR İsyancı olduğu gerekçesiyle erkeklerin öldürülmesinden sonra bölgede kadınlar kocasız, çocuklar babasız kalmıştı.. Operasyonda tutuklanan çok sayıda Dersimli, Elazığ’da kurulan mahkemelerde yargılanmıştı. SABİHA GÖKÇEN’E BOMBALAMA GÖREVİ New York Times gazetesinin 17 Haziran 1937 tarihli nüshasında, Dersim olaylarına ilişkin bir haber yer alıyor. Gazete, isyancıların Sabiha Gökçen’in uçağından atılan bombalarla vurulduğunu yazıyor. Sabiha Gökçen’in ünü Amerika’ya ulaşmış! Atatürk’ün manevi kızı ve ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in Dersim harekâtındaki rolüne ilişkin belgeler de Başbakanlık Arşivlerinde yer alıyor. Belgelerden Gökçen’in hava harekâtındakinin başarısının o dönemde Amerikan basınında bir haber olduğu anlaşılıyor. Dönemin Washington büyükelçiliğinden Dışişleri Bakanlığına gönderilen yazıda Dersim harekâtının 17 Haziran 1937’de New York Times gazetesine haber olduğu belirtiliyor. Bakanlığın Başbakanlığa ilettiği belgede New York Times’ın haberi ile ilgili şu ifadeler kullanılıyor: “Atatürk’ün manevi kerimeleri Sabiha Gökçen’in tayyaresinden attığı bir bomba ile kıyamcıların reisinin ve başındaki adamlarının imha edildiği ve hadisenin pek çabuk bastırıldığı yazılmakta.” Reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk imzasıyla yayınlanan belgede, Dersim harekâtına iştirak eden Kara va Hava birliklerinin kuvvetli tayin edilmesi isteniyor. Muhafız alayı Dersim’de görev almış! 1937-38 Dersim harekâtına Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayının katılıp katılmadığı, tartışma konularından birini oluşturuyor. Muhafız alayının harekâta katılmış olması Mustafa Kemal Atatürk’ün olaydaki rolünü de ortaya koyan unsurlardan biri. Gizliliği kaldırılan Başbakanlık Devlet Arşivlerindeki Dersim belgeleri arasında harekâta katılan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı ile ilgili bir el yazısı not ve nota ilişkin belge yer alıyor. Bu belgelerden muhafız alayının olayda rol aldığı anlaşılıyor. Dönemin başvekil vekili tarafından Milli Müdafaa Vekili (Milli Savunma Bakanı) General Kazım Özalp’e hitaben yazılan 28 Eylül 1937 tarihli belgede Atatürk’ün muhafız alayını geri çağırdığı ifadeleri yer alıyor. Belgede şu ifadeler kullanılıyor: “Atatürk’ten telefonla telakki ettiğim emirde, Dersim’de bulunan muhafız alayının orada işinin bittiği, avdetinin münasip olacağı ve bu alayın doğrudan doğruya manevra meydanına getirilerek manevra verilmesinin ayrıca bir tatbikat olacağı beyan buyurulmuş olduğundan lazım gelen tertibat alınmak üzere icab edenlere emir buyurulmasını rica ederim.” YARIN: FRANSIZLARIN DERSİM OLAYLARINDAKİ ROLÜ NEYDİ? 1939’DA HAZIRLANAN DERSİM RAPORLARINDA HAREKÂT BAŞLATAN MİLLİ ŞEF’E HANGİ METHİYELER DİZİLDİ? _____________________________________________________ Önemli Bir Haber ve Belge niteligindedir !.... Vatikan'dan tüyler ürperten itiraf 08 Şubat 2012 Çarşamba - 13:10 Son 10 yılda, Hıristiyan din görevlilerinin karıştığı, çocuklara yönelik 4 binden fazla cinsel istismar olayının gerçekleştiği bildirildi. Vatikan VATİKAN - İHA - Son 10 yılda, Hıristiyan din görevlilerinin karıştığı, çocuklara yönelik 4 binden fazla cinsel istismar olayının gerçekleştiği bildirildi. Üstelik açıklamayı Vatikan yaptı. Son yıllarda büyük bir artış gösteren Hristiyan rahiplerin cinsel taciz, tecavüz ve çocuklara yönelik cinsel istismar olayları ilk kez Vatikan tarafından da net bir şekilde itiraf edildi. Vatikan'daki bir konferansta konuşan Kardinal Joseph William Levada, son 10 yılda, rahiplere yönelik, çocuklara cinsel istismar suçlamas ıyla, 4 binden fazla soruşturma açıldığını söyledi. Kardinal Levada, önceki 50 yılın toplamında 3 bin olay Yaşandığını hatırlatarak son 10 yıldaki inanılmaz artışın "dramatik" olduğunu söyledi. Kardinal Levada, 100 uluslararası papaza yönelik verdiği konferansta, sübyancı papazların açıklamasının ve Vatikan'a şikayet edilmesinin Katolik Kilisesi'nin bir görevi olduğunu da belirtti. _____________________________________________________ |
|
|
Cvp: DERSİM FACİASI 1-2-3. 09 Şub 2012 12:28 #169
|
Dersim’de FRANSIZ parmağı
07 Şubat 2012 Salı 1915 olaylarında Ermeni çetelerine silah desteği veren Fransızlar, Dersim operasyonunda da yer almış. Fransızlar, Suriye üzerinden Dersim’e kamyonlar dolusu silah sevk etmiş. Silahlar, pestil sandıklarının içerisine gizlenmiş. TÜRKİYE KARANLIKTA KALMIŞ BİR DÖNEME DAHA IŞIK TUTUYOR ÖZEL HABER ARŞİVLERDEKİ DERSİM -3- Melik DUVAKLI 1915 olaylarında etkin rol oynayarak Ermeni çetelerine silah desteği sağlayan Fransızların, Dersim hadisesinde de rol aldığı ortaya çıktı. Gizliliği kaldırılan Başbakanlık Devlet Arşivlerindeki Dersim belgelerinde yer alan bilgilere göre Fransızlar, Suriye üzerinden Dersim bölgesine silah ve cephane sevkıyatı yapmış. Dönemin İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan 19 Temmuz 1938 tarihli belgede, Fransızların kamyonlarla Dersim’e cephanelik gönderdikleri bilgisi yer alıyor: “15-16 Temmuz 1938 gecesi Beyrut’ta Mahmut Kahle vasıtası ile Şam’a dört kamyon içinde pestil sandıklarında bombalar ve sekiz tane Hoçkis makineli tüfek getirildiği ve 17 Temmuz gecesi Şam’lı Şemdinan Kürtleri marifetiyle sevk edildiği ve Münbiç’den Urfa yolu ile Dersim’e gönderildiği ve işin Fransızlar tarafından tertip edildiği ve kafilenin gece harekât ettikleri Şam konsolosluğundan alınan şifrelerden anlaşılmıştır.” HER ŞEYİ YAKIN! 1937’de fiilen başlayan Dersim harekâtının daha ilk evrelerinde bölgenin yeni iskanına ilişkin planlar hazırdı. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya 1937’nin ilk aylarında bir yıl sonra yapılacak asıl katliam için hazırlıkların yapılmasında ısrar ediyordu. 13 Mayıs 1937 tarihli raporunda devam etmekte olan harekâtın daha öncekilere benzemeyeceği ifade edilirken köyleri, sürülerin, mahsulatın bile yakılması gerektiğini ifade ediyordu. İşte Cumhuriyet Halk Partili Şükrü Kaya’nın o raporu: RÜZGAR GİBİ GEÇMEYELİM! “Dersim ve Sason’da birçok kereler yapılmış olan hareketlerden bir sonuç çıkmadığı ve bunun sebeplerinden en önemlisinin kıt’alarımızın rüzgar gibi gelip geçmiş olması ve senelerce ısrarlı bir takip ve temizlik yapılmaması olduğu malumdur. Şu halde Dersim’de bugünkü umumi tedip hareketinden sonra kıt’alarımızın Dersim’in kalpgahı olan içeri mıntıkalarda yerleşerek senelerce aman deyinceye kadar asilerle uğraşmaları köyleri, sürüleri, mahsulatı imha ederek barınma imkanı bırakmamaları ve hükümetin kati icraatı karşısında teslimi silahtan başka yaşama çaresi kalmayacağı kanaatinin asilerin kafasına yerleştirilmesi elzemdir.” Şükrü Kaya birliklerin kışın Dersim’de konaklamasını 1938 baharı ile birlikte büyük temizliğin başlaması gerektiğini belirtiyordu. Kaya’ya göre aksi kayıp demekti: “Eğer bunlar yapılmazsa yarın da Dersim aynı vaziyette kalır. Bir çok sene müteaddit askeri harekâtlar yapılır. Birçok kan ve masraflar heder olur gider.” ASIL KATLİAM İDAM SONRASI 1937 yılının sonlarına doğru isyanın başı olarak gösterilen Seyit Rıza teslim olduğu halde idam edildi. İsyanın lideri olarak gösterilen kişi artık yoktu. Bölge büyük oranda artık denetim altındaydı. Ancak asıl katliam da bundan sonra yaşandı. Askeri birlikler tüm Dersim sathında tarama faaliyetleri yürütüyordu. Katliamlardan kaçan halk dağlardaki mağaralara saklanmaya çalışıyordu. Ancak orada da kurtulma şansları azdı. Başlatılan sürek avında dağlarda saklanmaya çalışan halk bulunup öldürülüyor kayıtlara da “haydut” olarak geçiyordu. Örneğin; 4. Umumi Müfettiş, Vali ve Komutan Abdullah Alpdoğan tarafından 18 Eylül 1938’de Başbakan Celal Bayar’a gönderilen raporda “Üçüncü seyyar Jandarma taburu bugün yaptığı taramada Birdo köyü civarında 15 haydut ve ailelerine rastlanmış bunlardan on üçünü imha etmiştir” ifadeleri yer alıyor. HER TAŞIN ALTI ARANDI Halk, katliamdan kurtulabilmek için dağlara, mağaralara sığındı. Ancak emir gereği sürek avı başlatan askerler, “haydut” diye buldukları Dersimlileri öldürüyordu. Dağlık arazide arama yapan askerler, bir mağarada saklananlara operasyon düzenlemişti. Şam’dan pestil sandıklarıyla Dersim’e silah nakli! Belgeler arasında yer alan 19 Temmuz 1938 tarihli bir istihbarat raporunda, Fransızlar’ın Dersim bölgesinde silah göndermeye çalıştığı ortaya çıktı. Halkı isyana teşvik etmek isteyen Fransızların, Şam’dan Dersim’e gönderdikleri silahlar, Türk istihbaratı tarafından fark edilerek operasyon düzenlenmiş. Kimliksiz 12 bin kişi nüfusa kaydedildi Dersim belgelerine göre yapılan harekât sonucunda kimliksiz 12 bin kişi tespit edilerek nüfusa kaydedildi. Tunceli’nde Koçuşağı ve Kalan yasak bölgelerinin tesis edildiği belirtilirken bu bölgeler dışında kalan 8 bin kilometrekarelik sahadaki köylerin tamamına hakim olundu. Koçuşağı yasak bölgesinde kimsenin kalmadığı belirtilen raporda, Kalan bölgesinde halen kaçak yaşayanların ise kadınlarını ve çocuklarını “hükümet kapısına” göndererek af diledikleri, ancak kendilerine hükümet kapısına gelmekten başka çarenin olmadığı anlatılarak bu kadın ve çocukların geldikleri yerlere iade edildikleri yazılıyor. Raporda üç sene içinde 15’i büyük 100 köprü, Elazığ’dan Hozat ve Mameki’ye 100 kilometre yol, 9 büyük kışla, 9 karakol binası, iki hükümet konağının yapıldığı, üç hükümet konağının ise temellerinin atıldığı belirtiliyor. DERSİM?ZİRVESİ Tunceli’nin yeni iskanıyla ilgili olarak düzenlenen toplantıya Atatürk ve Celal Bayar başta olmak üzere birçok önemli isim katılıyor. Zonguldak ve Erzincan’a iskan emri Atatürk’ten Dersim harekâtından canını kurtaranlar iskana maruz kaldı. Başbakanlık arşivlerinden çıkan belgelerden iskan emrinin de yine Mustafa Kemal Atatürk tarafından verildiği anlaşılıyor. Dönemin Sıhhat Vekili Ahmet Hulusi Alataş tarafın 4. Umumi Müfettiş General Abdullah Alpdoğan’a gönderilen 8 Aralık 1937 tarihli yazıda Atatürk’ün Tunceli’de yaptığı seyahatte burada yaşayan halkın yaşam koşullarının elverişli olmadığına kanaat getirerek iskanlarına başka bölgelere nakillerine karar verdiği belirtiliyor. İskan bölgeleri olarak da Zonguldak ve Erzincan belirlenmiş. KATLİAMDAN ÖNCE HOZAT’I ZİYARET ETTİ Olayların yaşandığı yıllarda Başbakan?olan?İsmet?İnönü, 1937 yılında Hozat ilçesini ziyaret ederek, gelişmeleri bizzat yerinde inceledi. Dersim ‘Milli Şef’in eseri! 1937’de Dersim bölgesini ziyaret eden Başbakan?İsmet?İnönü, iki yıl sonra cumhurbaşkanı oldu. İnönü’ye sunulan raporda “Dersim isyanının bastırılması sizin başarınız” denildi. Üç yıl süren harekâtta resmi kayıtlara göre 13 bin kişi öldürüldü. Gayri resmi iddialar ise bu sayıdan daha fazla. Harekâtı gerçekleştirenlere göre büyük başarı sağlanmıştı. 1935’te hazırladığı rapor ile Dersim harekâtının yol haritasını çizen, katliamların başladığı 1937’de olayları yerinde denetleyen İsmet İnönü 1939’da artık cumhurbaşkanıydı. 1939 tarihli Dersim raporunda Dersim’in o günkü durumu için “bu sizin eseriniz” ifadesi kullanılmış. Dönemin Başbakan’ı Refik Saydam’ın talebi üzerine 4. Umumi Müfettişi Abdullah Alpdoğan’ın hazırladığı 24 Haziran 1939 tarihli raporda o günde dek 15 askeri harekât yapılıp, her biri için en az 100 bin altın lira sarf edildiği halde meselenin çözülemediği belirtilerek şu ifadeler kullanılıyor: “Milli Şef yaptıkları şark seyahatinde (1935) Dersim davasının kökünden hal etmek için ızdırapları durdurup Dersim medeni ve mamur bir yer hâline kısa zamanda getirmek kararını vermiştir. Hayırlı ve kat’i karar sebebiyle Büyük Millet Meclisine sunulmuş bulunan layıha Tunceli Kanunu şeklinde tasvip ve hükümete üç seneden beri tatbik edilmiştir. Bu kanuna dayanarak bugüne kadar yapılmış ıslahat ve icraat aşağıda arz olunur.” BİTTİ |
|
|
DERSİM FACİASI 1-2-3. Belgeler Tam Dogru Degil? 09 Şub 2012 12:42 #170
|
Devlet 'eşkıya' ile pazarlık yapmış
09/02/2012 Cumhurbaşkanlığı arşivinde ortaya çıkan belgelere göre, Dersim lideri Seyit Rıza ile devlet arasında müzakere ve pazarlıklar yapılmış. Seyit Rıza, Suriye veya Türkistan'a sürgün talebinde bulunmuş. Devlet 'eşkıya' ile pazarlık yapmış Atatürk, Elazığ daki 4. Umumi Müfettişliği ni 17 Kasım 1937 de ziyaret etmiş, Celal Bayar, Şükrü Kaya, Ali Çetinkaya, Kazım Orbay ve Abdullah Alpdoğan la toplantı yapmıştı. İnönü 1937 de Hozat ı ziyaret etmişti. Seyit Rıza Elazığ da idam edildi. ÖMER ŞAHİNArşivi ANKARA- Dersim katliamına ışık tutacak yeni belgeler gün yüzüne çıktı. Radikal, Cumhurbaşkanlığı arşivinde yer alan Dersim belgelerine ulaştı. Bir kısmı ilk kez kamuoyuna yansıyacak belgelerde devletin, o dönem ‘eşkıyanın başı’ olarak lanse edilen Seyit Rıza ile hangi pazarlıkları yaptığına ilişkin ilginç bilgiler yer alıyor. Seyit Rıza, hükümete bağlılık ifadeleri kullanıyor ve Suriye veya Türkistan’a sürgüne gönderilmesini istiyor. Devlet ise, diğer aşiretleri vurması karşılığı Seyit Rıza’ya ‘ödül’ vaat ediyor. Çankaya Köşkü’nde bulunan toplam 103 Dersim Belgesi’nde o gün yaşananlara ışık tutacak bilgiler yer alıyor. Bu belgeler içerisinde Atatürk, İsmet İnönü, Mareşal Fevzi Çakmak, Şükrü Kaya ve Abdullah Alpdoğan gibi dönemin önemli aktörlerinin yazışmaları bulunuyor. Belgelerden, harekâtın bütün aşamalardan Çankaya Köşkü ve hükümetin haberdar edildiği anlaşılıyor. Devletin, PKK ile müzakere için masaya oturması anlamına gelen ‘Oslo Süreci’ çok tartışılmıştı. Benzer bir yöntemin Dersim olayında yürürlüğe konduğu da görülüyor. Devlet, yerel yöneticiler kanalıyla Seyit Rıza’yla bağlantı kurmuş. Bir süre müzakere yürütülmüş. Seyit Rıza da kimi zaman mektup, kimi zaman sözlü mesajlarla irtibatı kesmemiş. Dersim olaylarının simgesi haline gelen Seyit Rıza, 13 Eylül 1937’de devlet yetkilileriyle görüşmek için Erzincan’a gittiğinde tutuklanmıştı. İki ay sonra 15 Kasım 1937 tarihinde de idam edildi. Köşk arşivinden çıkan Dersim belgelerindeki bazı bilgiler şöyle: 7 Mayıs 1937’de Dahiliye Vekâleti’ne gönderilen yazıda (üstte), Seyit Rıza ile Karaoğlan Nahiye Müdürü arasındaki pazarlık anlatılıyor. 20 Mayıs’ta ise General Alpdoğan, Seyit Rıza’nın sürgün talebiyle ilgili bir değerlendirme yazısı gönderiyor. ‘Beni sürgüne gönderin’ Dersim’e operasyon sürerken Seyit Rıza ile de müzakere yürütülüyor. Yetkililerle görüşen Seyit Rıza, devlete-hükümete bağlılığını vurguluyor, “Hükümetle düşman olan Allah düşmanıdır” diyor. Kendisine güven duyulmaması halinde ise sürgüne gönderilmeyi teklif ediyor. Seyit Rıza, ilk sürgün talebini nisan ayında Sin Nahiyesi Müdürü’ne anlatıyor. “Hükümet benden şüphe ediyorsa bari bıraksalarda Haleb’e gitsem” diyor. Bunun üzerine Seyit Rıza’ya, Aleviliği hatırlatılıp, “Halep’te ne yapacaksın. Ali’yi mağlup eden oğlu Hüseyin’i şehit eden Muaviye ve Yezid’in döküntü evlatları tarafından kurulmaya çalışılan Fransız oyuncağı Arap hükümetinden hayır mı umuyorsun?” deniliyor. Seyit Rıza bunun üzerine, alternatif sunuyor, “O zaman Türkistan’a gönderin” diyor. Seyit Rıza, Alay Komutanlığı’na 9 Mayıs’ta gönderdiği mektupta Türkistan’a gitme isteğini yineliyor. Devlete yaptığı hizmetleri anlatan Seyit Rıza, Atatürk’e hitaben şöyle diyor: “Gazi Hazretlerine malumdur ki şimdiye kadar hiçbir ecnebi düşmanla konuşmadığımızı ve bir güna hiyaneti vataniyede bulunmamış olduğumuzu cihan bilir ve kayden sabittir. Eğer sadakat ve hizmetlerimden hükümet şüphe ediyorsa aşireti ile beraber Türkistan’a hicretlerine himmet buyursun. Zira başka düşmanlarımızın ülkelerine gitmeye razı olamıyoruz.” Dersim operasyonunu yürüten Alpdoğan Paşa, Seyit Rıza’nın sürgün isteğine önce yeşil ışık yakıyor. Bu talebi dikkate alacaklarını söylüyor ve Seyit Rıza’dan “Aile efradının kaç kişi olduğunun bildirilmesi ve Hozat’a gelmesini“ istiyor. Devlet ile Seyit Rıza arasında ilginç bir pazarlık 7 Mayıs 1937’de yaşanıyor. Seyit Rıza toplantı halindeyken evine ‘tayyare’ ile bombardıman yapılıyor. Suçsuz olduğunu söyleyen Seyit Rıza, devletle temasa geçiyor. Karaoğlan Nahiye Müdürü’ne ulaşıyor. Nahiye Müdürü’ne, “Seyit Rıza ile görüş ve tek başına olduğu sırada kulağına aşağıdaki sözleri söyle” talimatı geliyor. O talimat ise şöyle: “Askerlere sizin düşmanlarınız ateş etti. Hükümet sizin kabahatsiz olduğunuzu öğrendi. Demananlılar ve Yusufanlılar yakın senelerde size olan düşmanlıklarını gösterdi. Eğer siz bunların akrabalarından vurursanız tayyare bombardımanından zararınız olmuşsa hükümet tanzim edecektir ve sizi bu hizmetinizden dolayı mükafatlandıracaktır.” Seyit Rıza ile Nahiye Müdürü arasında şu diyalog yaşanıyor: Seyit Rıza: Böyle hizmet edersem hükümetçe makbule geçer mi? Nahiye Müdürü: Hizmet ederseniz hükümet memnun kalır. Bunu size temin ederim. Seyit Rıza: Öyle ise ilk evvel ateşi kestireyim, Munzur üzerinde köprüler yapayım. Harp Kanunu uygulandı Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın Dahiliye Vekâleti’ne gönderdiği 12 Mayıs 1937 tarihli yazıda Dersim’de ‘Harp Kanunu’ uygulanacağı bildiriliyor. Askeri Ceza Kanunu’nun yedinci maddesinin hatırlatıldığı yazıda, “ … Harekâtın başlangıcından diğer bir emir verilinceye kadar harp hükümlerinin cari olacağının kıt’alara tebliğ edilmesini dilerim” deniliyor. Kaynak : Devlet 'eşkıya' ile pazarlık yapmış / Türkiye / Radikal İnternet 4 saat önce ... AnasayfaTürkiyeDevlet 'eşkıya' ile pazarlık yapmış. YazdırArkadaşına ... Seyit Rıza Elazığ da idam edildi. ÖMER ŞAHİNArşivi ... gönderilmesini istiyor. Devlet ise, diğer aşiretleri vurması karşılığı Seyit Rıza'ya 'ödül' vaat ediyor. www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=Ra...79&CategoryID=77 - - Ähnlich YARIN: MEDYAYA DERSİM ANDICI |
|
|
ZAZA VE ZAZAISTAN SOYKIRIM FORMÜLLERI 12 Şub 2012 14:20 #172
|
Medyaya Dersim andıcı
10/02/2012 İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Dersim katliamıyla ilgili çıkan haberlerden rahatsız olarak gazete sahipleri ve yöneticilerine beş maddelik bir 'Dersim andıcı' göndermiş. Medyaya Dersim andıcı Seyit Rıza Elazığ da süratle yargılandı ve 16 Kasım 1937 de, 16 yaşındaki oğluyla birlikte idam edildi. ÖMER ŞAHİN Arşivi ANKARA- Dersim operasyonu sürerken hükümetin basında çıkan haberlere de sansür uyguladığı ortaya çıktı. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, medyanın yayınlarından rahatsızdı. Aşiret reislerinin yakalanması gazeteler tarafından “Bütün reisler yakalanacak, Tunceli boşaltılacak, halk sürülecek” şeklinde duyurulmuş, bu da özellikle dış medyada dikkat çekmişti. Yurtdışında Türkiye’de asayişin İspanya kadar bozuk olduğu yönünde haberler çıkması, Dersim olaylarından bahsedilmesi dönemin hükümetini rahatsız etti. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, ‘Riyaseti Cumhur Umumi Kâtipliği’ne 29 Ağustos 1937’de genelge gönderdi. Yaklaşık 13 bin insanın öldürüldüğü, bir o kadarının da sürgün edildiği Dersim operasyonunun amacını, Şükrü Kaya şu sözlerle anlatıyor: “Hükümetin programı, adetleri mahdut müsellah asileri ele geçirerek Cumhuriyet Adliyesi’ne tevdi etmek ve orada yol, köprü, mektep, karakol ve kışlalar yaparak bir taraftan Cumhuriyet kanunlarının hâkimiyetini tesis etmek, diğer taraftan da Cumhuriyet’in temin ettiği huzur, refah ve medeniyetten bu zavallı, cahil ve görgüsüz vatandaşları da istifade ettirmektir.” Şükrü Kaya bu izahatla, medyaya ‘Dersim andıcı’ yayımlıyor. Gazete sahip ve yöneticilerine iletilen beş maddelik uyarı şöyle: Dersim havadislerini ve hadiselerini yalnız bu nokta-i nazardan tetkik etmek. Askeri harekâttan bahsetmemek. Hükümetin evvelce derpiş etmiş olduğu programın tatbik edileceği ve neticenin yakında kat’iyetle elde edileceği fikrini yaymak. Müsellahan bu harekete iştirak edenlerden başkaları hakkında hiçbir suretle idareten bir karar alınmayacağını yazmak. Dersim havadislerini ikinci, üçüncü sayfalara intikal ettirerek vak’ayı hattı layıkına icra etmek. Seyit Rıza’nın mektubunu kim yazdı? Devletle bir ara sürgün pazarlığı da yapan Dersim’in manevi lideri Seyit Rıza, beraberindekilerle birlikte idam edildi. Köşk arşivinde yer alan bir belge de, Seyit Rıza’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni Milletler Cemiyeti’ne şikâyet ettiği ve yardım istediği iddiasıyla ilgili. Daha önce de Seyit Rıza imzasıyla İngiltere’ye gönderilen bir mektup ortaya çıkmıştı. Ancak mektubun Seyit Rıza tarafından değil, o dönem Kürt hareketini örgütlemeye çalışan Nuri Dersimi tarafından Suriye’de kaleme alındığı ortaya çıkmıştı. Milletler Cemiyeti’ne gönderilen mektup için de İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Seyit Rıza’nın yazdığına dair kendilerinde kanaat oluşmadığını söylüyor. Mektubun büyük ihtimalle Bedirhanlılar tarafından yazılmış olabileceğini belirtiyor. Köşk’teki belgelerde yer alan ‘Bay Genel Sekreter’ diye başlayan mektup ‘Dersim Başkumandanı Seyit Rıza’ adıyla bitiyor. Mektupta Kürtlerin telef edildiği, kendi dilleri ile gazete yayımlayamadıkları, kendilerini korumak için silaha sarıldıkları anlatılıyor. Köşk belgesi: Teslim oldu Seyit Rıza, 11 Eylül 1937’de güvenlik kuvvetlerinin eline geçmişti. Yargılandığı mahkemeyi yürüten Hatemi Şahanoğlu, Seyit Rıza’nın Erzincan Köprüsü’nden geçerken ‘yakalandığını’ yazar. Bazı kaynaklar da Seyit Rıza’nın devlet yetkilileriyle görüşmek için Erzincan’a çağrıldığını ve gittiğinde tutuklandığını anlatır. O dönemki yazışmalarda ise Seyit Rıza’nın teslim olduğu kaydedilir. Köşk’ten çıkan belge de bu yönde: “Seyit Rıza’nın bizzat Hüseyin ve Batlet oğul Rıza namındaki iki avanesiyle kayıtsız, şartsız ve silahsız olmak üzere saat yirmi ikide Erzincan Jandarması’na teslim olmuş oldukları arz olunur.” YARIN: DERSİM’İ KARIŞTIRAN SÜNNETÇİLER _________________________________________________ ZAZA HALKIN ASIMILASIYONU VE SOYKIRIM FORMÜLLERI TC Cumhurbaşkanlığındaki bir belgeye göre, Dêrsîm'den 14 bin kişinin sürgüne gönderilmesi kararı alınmıştı ve 5 Haziran 1939'a kadar 12 bin 485 kişi Türkiye illerine gönderilmişti. Radikal gazetesinden ÖMER ŞAHİN´in Dêrsîm´e ilişkin yayımlanan dizi yazısının son bölümünde şunlar kaydedildi:”Dersim katliamında hayatını kaybedenlerin ve sürgüne gönderilenlerin sayısının on binlerle ifade edildiğini gösteren belgelere bir yenisi eklendi. Cumhurbaşkanlığı arşivinden çıkan belgelerden biri de, sürgünle ilgili. ‘Dahiliye vekâleti’ne gönderilen 5 Haziran 1939 tarihli ve Mareşal Fevzi Çakmak imzalı belgede, 14 bin kişinin ‘Tunceli’de bırakılması caiz görülmediği’ ifade ediliyor. O tarihe kadar sürgüne gönderilenlerin sayısı ise 12 bin 485 olarak kayda düşülüyor. Dersim harekâtlarının önceden planlandığı ve sistemli bir şekilde katliam ve asimilasyon uygulandığını gösteren belgeler, Köşk’teki arşivdeki belgelerle de destekleniyor. Sürgün cetveli CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, ‘Dersim 1938 ve Zorunlu İskan’ kitabında sürgünle ilgili önemli belgelere yer vermişti. Aygün’ün yayımladığı, 6 Ağustos 1938 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Elazığ’dan sevk olunan 5 bin kişinin gidecekleri yerleri gösteren cetvelde şu bilgiler yer alıyor: Denizli: 158 hane 161 köye, Aydın: 100 hane 100 köye, Bilecik: 100 hane 50 köye, Bursa: 200 hane 100 köye, Balıkesir: 154 hane 77 köye, Isparta: 20 hane 20 köye, Kütahya: 24 hane 23 köye, Muğla: 28 hane 28 köye, Eskişehir: 50 hane 50 köye, Çanakkale: 150 hane 150 köye, Edirne: 50 hane 50 köye, Kırklareli: 50 hane 25 köye, Tekirdağ: 75 hane 75 köye, Zonguldak: 300 kişi, Burdur: 62 kişi merkez ve 2 ilçeye. Erdoğan’ın açıkladıkları Başbakan Tayyip Erdoğan da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’yla girdiği polemikte katliam ve sürgüne dair belgeler açıklamıştı. Erdoğan’ın açıkladığı, Jandarma Komutanlığı’ndan ‘başvekâlet yüksek makamına’ gönderilmiş belgede, 1936-37-38-39’da toplam 13 bin 806 kişinin öldürüldüğü yazıyor. Erdoğan ayrıca, 23 Aralık 1938 tarihli bir belgede de, Tunceli’den 11 bin 683 kişinin sürüldüğü, 2 bin kişinin daha sürüleceği yönünde Bakanlar Kurulu kararı olduğunu açıklamıştı. ‘Müstemleke siyaseti’ Köşk’ten çıkan belgede, batı illerine sürgün edilen insan sayısının daha fazla olduğu görülüyor. Fevzi Çakmak imzalı belge, hükümetin muhtelif tarihli kararnameleriyle 14 bin kişinin sürgüne gönderilmesi kararı alındığını ortaya koyuyor. İçişleri Bakanlığı’na gönderilen bu belgede, 12 bin 485 kişinin o tarihe kadar batıya sürüldüğü belirtiliyor. Yazıdan, sürgüne gönderilenlerin kaçıp kaçmadığına dair denetim yapıldığı da anlaşılıyor. Bir başka belge ise bölgeye göreve gönderilen Kamutay Muhafız Alayı Komutanlığı’ndan 5 Haziran 1937’de gönderilen bir yazı. Yazıda şu ifadeler dikkat çekiyor: “Bence burada müstemleke siyaseti takip edilmelidir, Kürt’e mutlaka devlet kudreti gösterilmeli, bazı arazi aksamı memnu mıntıka haline getirilmeli, buraya sarf edilecek para ile halkını Malatya, Elaziz, Erzincan köylerine ikişer, üçer hane olarak taksim etmeli...” Dersim’i karıştıran sünnetçiler Köşk’te Dersim halkı arasında dolaşan söylentilerle ilgili de belgeler bulundu. Elazığ’daki Dördüncü Umumi Müfettişlik’ten ‘Dahiliye vekâletine’ gönderilen 30 Aralık 1937 tarihli belgede, Dersim yöresinde yapılan ‘menfi propaganda’dan bahsediliyor. Yazıdan, sünnetsiz çocukların Ermeni addedilerek Hıristiyan memleketlerine sürüleceği yönünde yaygın bir söylenti dolaştığı anlaşılıyor. Yazıya göre bu dedikoduyu daha çok sünnet yaparak para kazanmak isteyen sünnetçilerin kendisi çıkarıyor. “...Haber, sünnetçilerin para kazanmak, kirvelik yaparak hediye almak, düğünlerde karnını doyurmak suretiyle şahsi menfaatler etmin etmek isteyenler tarafından uydurulmuştur. İdam edilen Seyit Rıza’nın sünnetsiz oluşunun halka nahoş görülmesi menfaat düşkünlerine ilham ve propagandaya vesile olmuştur” deniliyor. Kılıçdaroğlu sürgün listesinin peşinde Dersim katliamı sonrası Tunceli’den batı illerine giden kişilerin listesi ve malvarlıkları konusunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çalışma yaptığı ortaya çıktı. Dersimli Kılıçdaroğlu’nun bazı aile fertleri katliamda zarar görmüştü. Kılıçdaroğlu, siyasete girmeden önce Dersim olaylarını araştırmış, eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’le yaptığı görüşmeyle bazı gerçeklerin duyulmasına katkı sağlamıştı. Kılıçdaroğlu, şimdi de kayıp ailelerin peşinde. Dersim katliamından sonra sürgün edilen ailelerle ilgili özel defter tutulduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, “Bu özel defterlerin kayıtları Başbakanlık’ta veya başka bir yerdedir, onu bilmiyorum. Ben o defterleri ilgili bakandan istedim. Bakan bey vermedi. Bir anlamda sürgün listesi olan bu defterler AK Parti hükümeti döneminde Ankara’ya getirildi” diye konuştu. Kılıçdaroğlu’nun verdiği bilgiye göre, sürgün listesi YSE (Yol, Su, Elektrik) Genel Müdürlüğü tarafından kayda alınıyor. Bu kurum daha sonra kapatılmıştı. Kılıçdaroğlu, “Listeyi DSİ’den sorumlu bakandan istedim” diyerek adres olarak Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nu gösterdi. Kılıçdaroğlu, yarım kalan bir girişimini de ilk kez anlattı. Çağlayangil’in ardından, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile de görüşmek istediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, görüşme günü Bayar’ın rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, Dersim’le ilgili çalışmaları kitap haline getirmeye zamanı olmadığını da belirtti.“ |
|
|
ALEVI ZAZA HALKINI IMHA OPERASIYONU = SOYKIRIM 13 Şub 2012 21:52 #176
|
AYNUR EKİZ / YENİŞAFAK
Dersim Harekatı Değil, Savaş! 10 Bine Yakın Askerin Katıldığı Harekatta 1,5 Milyon Kurşun Harcanmış! Jandarma Genel Komutanlığı'nın Dersim Harekât Planı raporunda verilen rakamlar, 1937-1938'deki operasyonun adeta 'savaş' niteliğine büründüğünü gösteriyor. Rapora göre 10 bine yakın askerin katıldığı ... 28 Kasım 2011 - 08:02 Dersim Harekâtı için hazırlanan askeri güçlerle ilgili bilgiler, Dâhiliye Vekâleti Jandarma Umum Kumandanlığı III. Şube I. Kısım 55058 Sayılı Dersim raporlarında detaylı olarak veriliyor. Harekât planlarında, operasyonda kullanılan silah ve asker sayısına ilişkin dökümler bulunuyor. Verilen rakamlar küçük bir operasyon değil, adeta savaş hazırlığı izlenimini uyandırıyor. Buna göre Dersim harekâtında 310 subay, 8 bin 313 muharip asker, 1422 hayvan, 16 at arabası, 63 kamyon, 14 zırhlı keşif aracı, 6 bin 75 piyade tüfeği, 411 hafif makineli tüfek, 74 ağır makineli tüfek, 176 tabanca, 28 dağ topu, 1 milyon 501 bin 120 piyade mermisi ve 1684 de topçu mermisi kullanılmış. BİR DEĞİL 3 HAREKÂT DÜZENLENDİ Dersim'e, Pah Köprüsü'nün 'isyancı' aşiretler tarafından yakılıp 33 askerin öldürülmesi olayı sonrasında '3 harekât', '1 temizleme' operasyonu düzenlendi. İlki İsmet İnönü Başbakanlığında, Abdullah Alpdoğan komutasında, ikincisi 2 Ocak - 7 Ağustos 1938 Celal Bayar Başbakanlığında yapıldı. 10 - 17 Ağustos 1938 tarihinde 'Üçüncü Tunceli Harekâtı' düzenlendi. Katliamın doruğu sayılabilecek son 'Temizlik Harekâtı' 3 harekât sonrasında gerçekleştirildi. 6 Eylül'de başlayan temizleme operasyonları 17 gün boyunca devam etti; mağaralara, evlere yönelik operasyonlar, gaz kullanımları bu son aşamada gerçekleşti. 'ANLAŞMA' YOLUYLA ASILDILAR Yapılan ilk harekât başarılı olmayınca, askerler bölgeye girememişti. Harekâtın hedefindeki isim Seyit Rıza 13 Eylül 1937'de anlaşmaya çağrılarak tutuklanabildi. 10-12 Eyül 1937 tarihleri arasında Seyit Rıza barış görüşmesi için Erzincan Vilayet konağına geldi ve o arada tutuklandı. 15 - 18 Kasım 1937 tarihleri arasında Seyit Rıza ile birlikte asılanlar şunlardı: Seyit Rıza'nın oğlu 16 yaşında Resik Hüseyin, Kureyşan-Seyhan aşiret reisi Seyit Hüseyin, Yusfanlı Kamer Ağa'nın oğlu Fındık Ağa, Demenan aşiret reisi Cebrail Ağa'nın oğlu Hasan Ağa, Kureyşanlardan Ülkiye'nin oğlu Hasan, Mirza Ali'nin oğlu Ali Ağa... Liderlerin asılmasıyla ikinci, üçüncü harekat ve temizleme harekatının önü açılmış oldu. Sabiha'dan Dersim hatırası 1937 yazında General Abdullah Alpdoğan'ın 3 kolorduyla Dersim'e yaptığı kara harekâtının başarısız olması sonrası bölgeye havadan da harekât düzenlendi. Dersim'de arazi koşullarının çetin olduğunu ve havadan müdahalenin uygun olacağını raporlayan Alpdoğan, harekat için gerekli 'onayı' alınca çok tanıdık bir isme bu sorumluluk verildi. Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen 3 uçak filosu ile saldırı gerçekleştirecekti. Harekât öncesi 30 kiloluk bombasıyla 'hatıra fotoğrafı' çektiren Gökçen 'isyancıların' saklandıkları en büyük yer olan Laş mevkiini yerle bir etti. Her detay şifrelenmiş Dersim Harekâtı için hazırlanan son 'gizli' harekât planının şifreleri 73 yıl sonra çözüldü. Harekâttan günler önce Trabzon'daki Rum köşkünde Atatürk tarafından hazırlanan planda, hangi birliklerin harekâta katıldığı, birliklerin konuşlandırılacakları noktalar ve saldırı yönleri bilgisi yer alıyor. Dersim Harekât Planı, İstanbul'dan 'mutat bir ziyaret' görüntüsü altında Trabzon'a geçen Atatürk tarafından 10, 11, 12, 13 Haziran 1937'de hazırlandı. Şifrelerden oluşan planda bölük, birlik, yedek birliklerin nerede durması gerektiği ve harekât bölgesi şifreli olarak yer aldı. SUBAYLAR HARFİYEN UYGULADI Harekat sırasında ordunun konumunu gösteren Dersim haritasında 'M.A', 'SÜA', '62A', '9.5', 2.5', 'Y' gibi rakam ve harfler yer alıyor. Kutu, çizik, ve elips şeklinde çizilen işaretlerin de yer aldığı haritadaki şifreler, harekat subaylarının bilgisi dâhilinde harfiyen uygulanıyor. Plan sadece askerin durum bilgisini içermekle kalmıyor. Trabzon Atatürk Köşkü Müzesi envanterine 1944 kayıt tarihli Harekat Planı'na göre birliklerin yetersiz kalması ya da yaşanacak bir terslik halinde, harekat bölgesinden daha uzakta konuşlandırılacak 'ileri' ve 'geri' birliklerin konumu da net şekilde görülebiliyor. ŞİFRELİ PLANIN ÇÖZÜMLERİ Trabzon'da 10 - 13 Haziran 1937'de tarihinde hazırlanan harekât planında yer alan şifreli planların çözümleri oldukça çarpıcı bilgiler içeriyor. Köşkün 2. Katında bizzat Atatürk'ün el yazısıyla hazırlanan Dersim haritasında 'M.A' ibaresi 'Muhafız Alayı'nı, Çizilmiş kesik kesik dikey çizgilerse tahrip edilecek 'Harekât Bölgesi'ni gösteriyor. 'SÜA' ibaresi 'Süvari Alayı'nı ifade ederken, 'SÜA' ve '2.5' ifadesinin altındaki yatay kısa çizgiler de 'Tehlike Hattı'nı gösteriyor. Kare şeklindeki siyaha boyanmış işaretlerse, bölgeye konuşlandırılmış birlikleri simgeliyor. Harita üzerinde yer alan '62A' ifadesi '62. Tabur'u' '2.5' ifadesi '2. Tabur 5. Bölüğü', '9.5' ifadesi ise '9. Tabur 5. Bölüğü simgeliyor. Gazla, süngüle, yak uçurumdan at Tunceli'de yaşayan Kıbrıs gazisi Mehmet Çiçek (59) Seyit Rıza ile birlikte yargılanan 11 kişi arasında yer alan ancak yaşlı olduğu için 30 yıl hapse mahkûm edilen aşiret liderlerinden Haydaran Aşireti lideri Kamer Ağa'nın torunu... 1942'ye kadar isyan hareketini sürdüren Cebrail Ağa'nın da oğlu olan Mehmet Çiçek, Dersim'deki olayın 'isyan' olmadığını söylüyor. Seyit Rıza ile birlikte yargılanan dedesinin Bergama hapishanesinde 1967'de öldüğünü belirten Çiçek, harekat sırasında köylerde yaşayan herkesin tarandığını, makineli tüfekler ve süngülerle masum insanların öldürüldüğünü dile getirdi. Çiçek, "Babam sadece bu öfkeyle 1942'ye kadar, 7 yıl dağda kalmaya devam etti" dedi. ABLAMIN SIRTINDA SÜNGÜ İZLERİ VARDI Mehmet Çiçek, Dersim'de asıl katliamın topla tüfekle yapılmadığını vurguladı. "Asıl temizlik, 3 harekât sonrasında girişilen, süngüleme, yakma, gazla imha etme, uçurumdan atma olaylarıyla yaşandı" diyen Çiçek, süngülerden kurtulan akrabalarının yaşadıklarını yıllar sonra öğrenebildiklerini belirterek şunları söyledi: "Ablam ve halam, bu süngülemelerden ölülerin altında kaldığı için tesadüfen kurtulmuş. 4 yıl önce vefat eden ablamın sırtında o süngü izleri hâlâ dururdu." Trabzon özellikle seçilmiş Dersim Harekât Planı'nın orijinali halen Trabzon'da bulunan ve 'Atatürk Köşkü Müzesi' olarak hizmet veren köşkte sergileniyor. 1944 envanter kayıtlı olan Harekat Planı'nın bulunduğu Trabzon'daki Atatürk Köşkü, mübadele sonrasında Rum Cabayanidis ailesinden alınıp hazineye geçirildikten sonra Atatürk'e hediye edilmiş. Dersim harekâtı öncesi özellikle bu köşkün seçilmesinde ise, Trabzon'un Dersim'e yakınlığı etkili olmuş. HAVALİMANININ ADI DEĞİŞSİN 'Avrupa Dersim İnisiyatifi' adlı grup, 1938'deki katliama ilişkin bir bildiri yayımladı. Hükümetten beklentilerin sıralandığı bildiride, katliamla ilgili 'Gerçekleri Araştırma Komisyonu'nun kurulması, arşiv kayıtlarının açılması, 1938 yılında evlatlık verilen Dersimli yetimlerin listesinin açıklanması ve Dersim bölgesinde öldürülen vatandaşların mezar yerlerinin bildirilmesi gibi talepler sıralandı. Bunun yanında, masum halka bomba yağdıran Sabiha Gökçen'in isminin, havalimanından kaldırılması talep edildi. AYNUR EKİZ / YENİŞAFAK ___________________________________________________________ YAKIN TARİH Atatürk Dersim harekâtını günü gününe takip ediyordu 28 Kasım 2011 / CEMAL A. KALYONCU, www.aksiyon.com.tr/.../haber-31117-ataturk-der...Im Cache Dersim’le ilgili son tartışmalar, Atatürk ve İnönü’nün olayların neresinde yer aldığı üzerine çıktı. Manevi kızı Sabiha Gökçen, Atatürk’ün harekât hakkında bilgileri günü gününe takip ettiğini ve aldığı raporlardan çok memnun olduğunu söylüyordu. Türkiye’de yıllardır milleti vesayet altına alan çileli ve baskıcı sürecin mesajı şuydu: Resmî ideolojiden yana ol, rahat et. Başına da bir iş gelmesin! Yoksa, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün “Dersim katliamı bir soykırımdır ve sorumlusu CHP ile devlettir. Bu soykırımdan Atatürk de haberdardır.” çıkışı karşısında, sülalesi de o zulme uğramış CHP’nin başındaki Kemal Kılıçdaroğlu’nun içinde bulunduğu çelişkili durumu başka nasıl açıklayabiliriz ki? Ya da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı ve Dersim’de, 1936 ile 39 yılları arasında 13 bin 806 kişinin öldürüldüğünü gösteren belgenin altında imzası bulunan Faik Öztrak’ın, kendisi ile aynı ismi taşıyan torununun genel başkan yardımcısı olduğu CHP’nin bugün Dersimli ve Aleviler için hâlen neredeyse tek umut olduğu nasıl izah edilebilir? Tartışılmaz denen konular zor da olsa tartışılıyor. Dilemesi gerekenler dilemese de devlet vatandaşından özür diliyor. Bu durum, Yeni Türkiye dediğimiz sürece paralel gelişiyor. Öyle ki, 1936’dan itibaren üç-dört yıl içerisinde, aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu insanların, mağaralarda zehirli gaz sıkılarak ‘fareler gibi öldürüldüğü’ Dersim faciasını, anılarında dahi yazamayanlar vardı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı da yapmış, sonraki yılların muhtıracılarından Orgeneral Muhsin Batur, 19. Piyade Alayı olarak katıldıkları Dersim’deki operasyon günlerini “Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum.” diyerek kaleme alamamıştı. Buna rağmen, detaylarını ancak oradan kurtulabilenlerin bilebildiği faciayı başarı sayanlar da vardı. Hatta, burada görev almış olmak, bir kesimde, bugüne kadar kahraman addedilmek için yetip de artıyordu bile. Bunlardan biri de Atatürk’ün manevi evladı Sabiha Gökçen idi. Gökçen, kendisine, dünyanın ilk kadın savaş pilotu unvanını kazandıracak Dersim harekâtını yıllar önce gazeteci Halit Kıvanç’a anlatmış, bugün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere kamuoyunun tartıştığı konulara açıklık getirmişti. 1956’da yayımlanan ve daha sonra kitap hâline de getirilen çalışmada Sabiha Gökçen’in açıklamaları, Atatürk ve İnönü’nün Dersim’in neresinde olduğuna dair açıklayıcı bilgiler de içeriyor. Tabii Gökçen’in amacı Türk Hava Kurumu’nu anlatmaktı aslında. Ama başka ifşaatlarda da bulunmuş oluyordu Gökçen. Sabiha Gökçen, pilotluğa çok meraklı olduğundan havacı olmuştur. Eskişehir’de, tayyare alayında staj görürken, bir gün uçuştan indiği sırada bölükteki fevkaladelik dikkatini çeker: “Sordum, bölüğümüz Dersim harekâtına katılmak için emir almıştı.” Gökçen, önce bölük kumandanına koşar, bölükle beraber gitmek istediğini söyler. O, alay komutanına yönlendirir onu. Alay kumandanı da bir kadın pilot olarak Sabiha Gökçen’in harekâta katılması için hususi müsaade gerektiğini düşünür. O zamanlar uçaklar uzun mesafe uçamadığı için Ankara’ya uğranılacaktır. Gökçen, tayyaresi ile Ankara’ya kadar gidip gelme izni ister. Ve Ankara’ya varır. Hava kararmıştır: “Hemen Çankaya’ya koştum. Atatürk beni karşısında görünce, önce hayret etti. Sonra da ‘Arzunu yerine getirmek isterim kızım’ dedi, ‘Seni çok takdir ederim. Fakat sana bir şey söyleyeyim ki, çarpışacağın insanların eline esir düşersen sana çok fena muamele ederler. Buna üzülürüm.” Gökçen, söze girer: “Emin olunuz. Kendimi onlara diri diri teslim etmem.” Bunun üzerine Atatürk’ün bakışının değiştiğini anlatan Gökçen, orada Atatürk’ün, kendisine, hayatının en kıymetli hediyesi olarak tabancasını hediye ettiğini söylüyor. Bu arada Eskişehir’deki bölüğü de Ankara’ya intikal ettiğinden Gökçen de onlara dâhil olur. Gazetedeki resim altından alıntılayalım yine: “Atatürk, yanında hemşiresi Makbule Atadan olduğu halde Sabiha Gökçen ve arkadaşlarını uğurladı.” Dersim harekâtı, işin son aşamasıydı. 1935’te çıkarılan Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkındaki Kanun ile, komutan rütbesindeki bir valiye önemli haklar tanınıyor, o gerekli gördüğü takdirde insanlar bir yerden bir yere savrulabiliyordu. Daha da önemlisi hemen infaz yetkisi de tanınıyordu o kişiye. Buna istinaden 1936’da, Dersim, Elazığ ve Bingöl’ü içine alan Dördüncü Umum Müfettişlik oluşturularak başına Korgeneral Abdullah Alpdoğan getirildi. Mareşal Fevzi Çakmak’ın Genelkurmay Başkanı olduğu bu dönemde olayların ve harekâtın vuku bulduğu süreçte bölgede Jandarma Komutanı olan Albay Nazmi Sevgen görevli idi. Ki Kürtler konusunda sonraki yıllarda pek çok kitap yayımladı Sevgen. 17. Tümen Komutanı Tuğgeneral Kemal Ergüden, daha sonra Hava Kuvvetleri Komutanı olacak, o dönemde Diyarbakır Hava Alay Kumandanı olan Fevzi Uçaner, 18 yıl Atatürk’ün yanında bulunmuş, Muhafız Alayı Komutanlığı yapmış Tümgeneral İsmail Hakkı Tekçe, Dersim’de görev alan onlarca komutandan sadece birkaçı idi. 16 Haziran 1937 tarihli gazeteler zulme 25 bin askerin sevk edildiğini yazıyordu. Dersim’de görev almış olanlar, bu görevlerini daha sonra bir ‘kahramanlık’ gibi sunuyor ve hayat hikâyelerinde Dersim harekâtına katıldığını belirtme gereği duyuyordu. Öyle de olması gerekiyordu. Çünkü hem eski Türkiye hem konjonktür yani resmî ideoloji bunu gerektiriyordu. Bir mevzu daha vardı. O zaman operasyonlara katılanlar hayatlarının sonraki dönemlerinde korunup kollanmış mıydı? Araştırma yaparken bir husus dikkatimizi çekti. CHP Kütahya Milletvekili Naşit Uluğ, hayatı boyunca Tunceli/Dersim konusunda operasyonlar lehine pek çok kitap yazmıştı. Uluğ anlaşılan çok şanslı biriydi. CHP’nin hissedar olduğu Türkiye İş Bankası ile Bank of America tarafından kurulan Amerikan Türk Dış Ticaret Bankası’nın 1969, 1970, 1971 yıllarında yaptığı ikramiye çekilişlerinde önce 100 TL, ardından da üç kez üst üste 1000’er lira ikramiye kazanmıştı. Uluğ, şanslı mıydı, hizmetinin karşılığını bu yolla mı alıyordu, bilemiyoruz tabii… CHP Milletvekili Hüseyin Aygün’ün sözlerinden sonra çıkan tartışma, Atatürk’ün Dersim’in neresinde olduğu üzerine gelişmişti. Biz Sabiha Gökçen’e tekrar dönersek, Atatürk’ün Dersim harekâtını an be an takip ettiğini öğreniyoruz. Şu ifadeler de Gökçen’in gazeteye anlattıklarından: “Atatürk harekâtla beraber kızının faaliyetlerini de günü gününe takip ediyordu. Aldığı raporlardan çok memnundu.” Harekâtla başarı sağlanmıştı! Bazılarının deyişiyle 100 yıllık meseleye kökten çözüm getirilmişti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu, 8 Ağustos 1939 tarihli Jandarma Umum Komutanlığı’nca hazırlanmış belgeye göre 1936-37-38 ve 39 yıllarındaki operasyonlarda 13 bin 806 kişi ölmüştü. Belgenin altındaki imza da İçişleri Bakanı Faik Öztrak’a aitti. 23 Aralık 1938 tarihine ait belge ise 11 bin 683 kişinin sürüldüğünü, 2 bin kişinin daha bu kapsama alındığını gösteriyordu. İsmet İnönü, o tarihte Cumhurbaşkanı, Celal Bayar ise hükümetin başı olarak imza etmişti belgeyi. Daha pek çok belge mevcuttu. Aslında belge aramaya da gerek yoktu. Dersim konusunda internet üzerinden bile Türkiye’nin geçmişi ile yüzleşecek yeterince bilgi, belge mevcuttu. 1938’de işbaşındaki hükümetin kabahati için 2011’de bir başka iktidar özür diliyordu vatandaşlarından; üstelik o günkü iktidarı temsil eden parti bugün hâlen siyaset sahnesinde iken. Sabiha Gökçen, ‘bir ay süren harekât sırasında ne vazife verilirse seve seve yaptığını söylüyordu. Gökçen ayrıca Atatürk’e sözünü tutmuş ve onlara esir düşmemişti. Dersim dönüşü Gökçen’e madalya verilmesi kararlaştırıldı. Atatürk’ün meşguliyeti sebebiyle madalyayı İsmet İnönü takmıştı. Demek ki gerçekler İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker’in söylediği gibi değildi. CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün başlattığı tartışmalardan sonra Toker, Dersim olaylarının babasından sonraki dönemde Celal Bayar’ın başbakanlığına denk geldiğini iddia ederek, “Yalan yanlış sözler karşısında ne diyeceğimizi bilemez duruma geliyoruz.” demişti. Ama 13 bin 806 kişinin öldüğü olaylarda bölgeyi uçakla bombalamış Sabiha Gökçen’e madalyayı takan Özden Toker’in babasıydı. O zulümden kurtulanlar da olmuştu. Bugün hikâyelerini dinlediklerimizin bir kısmı anne karnında hayata tutunabilmişti. Belki de istedikleri, Türkiye’nin geçmişi ile sadece yüzleşmesiydi; gelecek nesiller adına… ______________________________________________________ Gökçen'den kaçanların üzerine bomba Dersim harekatında yer alan Sabiha Gökçen, panik halinde dağlara kaçanların üzerine bomba yağdırmış. Genelkurmay arşivlerine göre, Dersim operasyonu sırasında 15 uçakla hava harakatı düzenlendi. Arşivlerdeki belgelerde dünyanın ilk kadın savaş pilotu olan Sabiha Gökçen’in attığı 50 kiloluk bombalar, kaçmaya çalışan ‘asi grubuna’ ağır zaiyat’ verdirdiği ifade ediliyor. Genelkurmay’ın 1972 yılında yayınlayıp kısa süre sonra yasakladığı ‘Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar’ isimli kitapta yer alan belgelere göre, Dersim’e yönelik temizlik harekatı İsmet İnönü’nün Başbakanlığı döneminde çıkarılan 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile başladı. Bölgeden sürgüne gönderileceklerin sayılarının bile belirlendiği Bakanlar Kurulu kararında şunlar belirtiliyor: TOPTAN YIKIM (ALEVI ZAZA HALKINI IMHA OPERASIYONU = SOYKIRIM) “Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek(toptan yıkmak) ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür. Paraya acıkmaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazımdır.” ÜSTÜN BAŞARISINDAN DOLAYI ÖVÜLDÜ Katliamın ve harekatın ayrıntılı anlatıldığı Genelkurmay arşivlerinde dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in harekat sırasında gösterdiği üstün başarı da övülüyor. Belgelere göre isyancı aşiretlerin liderlerinin toplantısan bin hava harekat yapıldığı belirtilerek “Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen hanımın attığı 50 kiloluk bir bomba Keçizeken köyünden kuzeye doğru kaçan asi grubuna oldukça ağır zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu” deniliyor. TEMİZLİK 4 AY SÜRDÜ (YANI ZAZA HALKIN SOYKIRIMI) Belgelere göre 1. Dersim Harekatının başlatılmasından üç gün önce dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak Elazığ’a gelerek hazırlıkları bizzat denetliyor. 4 ay süren temizlik harekatının ardından Seyit Rıza, oğlu ve bir adamıyla birlikte 10 Eylül’de Erzincan jandarmasına teslim oluyor. Haberin duyulması üzerine Başbakan İsmet İnönü, ve Cumhurbaşkanı Atatürk, Abdullah Alpdoğan’ı tebrik mesajı gönderiyor. Seyit Rıza idam edilmiş ve bölgede hakimiyet sağlanmışken, iki ay sonra 2 Ocak 1938’de İkinci Dersim Harekatına start veriliyor. Asıl büyük kıyımlar da ikinci harekatta yaşanıyor. star |
|
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 1.83 saniye